Yaşlılıkta Seks Hala Tabu mu?
Uzun yıllar boyunca toplumda yaşlılık ve cinsellik yan yana konuşulmayan iki kavram gibi görüldü. Özellikle ileri yaşlardaki insanların romantik ya da cinsel hayatı çoğu zaman yok sayıldı. Oysa bugün 60 yaş üstü kuşaklar, geçmiş nesillere göre çok daha açık bir cinsellik anlayışına sahip. Yeni araştırmalar, “baby boomer” olarak adlandırılan kuşağın yaşlandıkça bile cinselliği hayatın doğal bir parçası olarak görmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Fakat işin ilginç tarafı şu: Toplum dışarıdan daha özgür görünse de yaş ayrımcılığı hâlâ insanların özel hayatını baskılamayı sürdürüyor.
1960’lar ve 70’lerde büyüyen baby boomer kuşağı, cinsel devrim dönemini doğrudan yaşadı. Kadın hakları hareketleri, eşcinsel hakları mücadelesi ve bireysel özgürlük tartışmaları bu neslin bakış açısını ciddi biçimde değiştirdi. Önceki kuşaklarda cinsellik çoğunlukla evlilik içinde, çocuk sahibi olma amacıyla ve katı toplumsal kurallarla tanımlanıyordu. Baby boomer kuşağı ise zevk, yakınlık ve bireysel tercih fikrini daha fazla benimsedi.
Bugün aynı kuşak 60’lı, 70’li ve hatta 80’li yaşlarına ulaşmış durumda. Araştırmalar da bu insanların cinselliğe önceki nesillere kıyasla daha olumlu baktığını gösteriyor. Ancak özgürlük hissinin arkasında farklı bir baskı biçimi de bulunuyor. Çünkü modern toplum yaşlı bireylerin cinsel hayatını kabul ederken bunu çoğu zaman gençlik standartlarına bağlıyor.
Genç Kalma Baskısı Yatak Odasına da Taşındı
Son yıllarda “başarılı yaşlanma” fikri giderek yaygınlaştı. İnsanların yaş alsa bile aktif, fit, enerjik ve sosyal kalması teşvik ediliyor. İlk bakışta olumlu görünen bu yaklaşım, bazı uzmanlara göre yeni bir baskı biçimi yaratıyor. Özellikle Viagra gibi ereksiyon ilaçlarının yaygınlaşması ve yaşlanma karşıtı sektörün büyümesiyle birlikte ileri yaş cinselliği de performans odaklı hale gelmeye başladı.
Yeni araştırmaya göre birçok yaşlı birey artık yalnızca sağlıklı olmak istemiyor; aynı zamanda genç görünmek, arzu edilir kalmak ve cinsel performansını sürdürmek zorunda hissediyor. Bu durum özellikle erkeklerde ciddi psikolojik baskı yaratabiliyor.
Kanada’nın Québec bölgesinde yapılan araştırmada 65 ila 84 yaş arası erkeklerle detaylı görüşmeler gerçekleştirildi. Katılımcılar arasında heteroseksüel ve eşcinsel bireyler de yer aldı. Sonuçlar, ileri yaş cinselliğinin tek tip olmadığını açık biçimde ortaya koydu.
Bazı erkekler için cinsellik hâlâ fiziksel performans merkezinde şekilleniyor. Bazıları ise yaş ilerledikçe yakınlık, duygusal bağ ve şefkatin daha önemli hale geldiğini söylüyor. Özellikle uzun ilişkilerde fiziksel performanstan çok duygusal güvenin öne çıktığı belirtiliyor.
Araştırmaya katılan bazı kişiler pornografi kullanımı ya da BDSM gibi daha deneysel alanlara ilgi duyduğunu da anlattı. Bu durum özellikle eşcinsel erkeklerde daha yaygın görülse de, farklı cinsel deneyimlere açıklığın yalnızca genç kuşaklara ait olmadığı vurgulanıyor.
İlaçlar Özgürlük mü Baskı mı?
Ereksiyon ilaçları konusunda da iki farklı yaklaşım dikkat çekiyor. Bazı erkekler bu ilaçları cinsel hayatı daha rahat yaşamak ve yeni deneyimler keşfetmek için kullandığını söylüyor. Diğer grup ise ilacı daha çok gençlik hissini koruma aracı olarak görüyor.
İşte tam burada yaş ayrımcılığı devreye giriyor. Çünkü toplum yaşlı bireyin cinsel hayatını kabul ediyor gibi görünse de, bunu gençlik standartlarına uygun olduğu sürece destekliyor. Güçlü görünmek, performans göstermek ve fiziksel çekiciliği kaybetmemek adeta yeni zorunluluklara dönüşüyor.
Uzmanlara göre bu durum özellikle erkeklerde başarısızlık korkusunu artırabiliyor. İlaç işe yaramadığında ya da beklenen performans sağlanamadığında yoğun stres, özgüven kaybı ve yetersizlik hissi ortaya çıkabiliyor.
Benzer baskılar kadınlar üzerinde de etkili. Araştırmanın kadınlarla yapılan bölümünde 60 yaş üstü katılımcılar, yaş aldıkça toplumun onları görünmez hale getirdiğini anlattı. Özellikle güzellik standartlarının genç beden üzerinden kurulması birçok kadının kendisini arzulanmayan biri gibi hissetmesine yol açıyor.
Bunun yanında yaşlı kadınların cinsellik hakkında konuşabileceği alanların hâlâ çok sınırlı olduğu belirtiliyor. Araştırmaya katılan birçok kadın, gençlik dönemlerinde dini ve muhafazakar baskılar nedeniyle arzularını bastırmak zorunda kaldığını söyledi.
Lezbiyen kadınlar açısından durum daha da karmaşık hale geliyor. Çünkü hem yaş ayrımcılığı hem de geçmişte yaşanan dışlanma deneyimleri ileri yaşta yalnızlık hissini artırabiliyor.
Yaşlılıkta Cinsellik Hâlâ Rahatsız Edici Bulunuyor
Araştırmanın en dikkat çekici taraflarından biri de şu: İnsanlar teorik olarak yaşlı bireylerin cinselliğini desteklediğini söylüyor ama günlük yaşamda bu konu hâlâ rahatsızlık yaratıyor. Filmlerde, reklamlarda ve popüler kültürde ileri yaş ilişkileri çoğu zaman komedi unsuru gibi gösteriliyor.
Bu yüzden birçok insan yaş aldıkça romantik hayatını gizlemeye başlıyor. Özellikle kadınlar için “belli bir yaştan sonra cinsellik ayıp” düşüncesi hâlâ tamamen ortadan kalkmış değil.
Uzmanlara göre yaşlı bireylerin cinselliği yalnızca fiziksel ilişki üzerinden değerlendirilmemeli. Yakınlık, dokunma, duygusal bağ ve aidiyet hissi de bu alanın önemli parçaları arasında yer alıyor.
Yeni araştırma, yaşlanmanın arzuyu tamamen ortadan kaldırmadığını açık biçimde gösteriyor. İnsan bedeni değişse bile ihtiyaçlar tamamen yok olmuyor. Ancak toplumun bakışı, insanların bu ihtiyaçları rahat yaşamasını hâlâ zorlaştırabiliyor.
Özellikle Sağlık alanında çalışan uzmanlar, ileri yaş cinselliğinin daha açık konuşulması gerektiğini düşünüyor. Çünkü sessizlik çoğu zaman yalnızlık, utanç ve psikolojik baskıyı büyütüyor.
Kaynak: phys.org Baby boomers embrace a freer sexuality, but ageist norms persist
Gökhan Yalta'nın Yorumu: Bu haber aslında modern toplumun büyük bir çelişkisini gösteriyor. Bir tarafta sürekli özgürlükten söz eden bir dünya var, diğer tarafta yaş alan insanlara görünmezmiş gibi davranan sosyal düzen duruyor. Özellikle yaşlılık ve cinsellik konusu hâlâ insanların rahat konuşamadığı alanlardan biri. Çünkü toplum gençliği fazlasıyla merkeze koymuş durumda. Reklamlardan sosyal medyaya kadar her yerde genç beden kutsanıyor. Bu yüzden insanlar yaş aldıkça yalnızca fiziksel değişimle değil, değersiz hissetme korkusuyla da mücadele ediyor. Bana göre araştırmanın en önemli tarafı şu: İnsanların ihtiyaçları yaşla birlikte tamamen yok olmuyor. Yakınlık kurma isteği, dokunma ihtiyacı, arzulanma hissi hayat boyu devam ediyor. Fakat kültür uzun süre boyunca yaşlı bireyleri bu alanın dışına itti. Özellikle kadınların üzerindeki baskı daha sert hissediliyor. Çünkü erkeklerin yaşlanması çoğu zaman “karizma” olarak sunulurken kadınlar için aynı yaklaşım geçerli olmuyor. Önümüzdeki yıllarda dünya nüfusu yaşlandıkça bu tartışmalar daha görünür hale gelecek. Çünkü artık milyonlarca insan ileri yaşta daha uzun ve daha aktif bir hayat sürüyor. Toplumun buna uygun yeni bir dil geliştirmesi kaçınılmaz görünüyor.