Okyanusun Derinliklerinde Gizemli Patlama: Uydular Gördü Ama Kimse Ne Olduğunu Bilmiyor
İnsanlık olarak gözümüzü milyarlarca kilometre uzaktaki galaksilere diktiğimiz, Mars'ta yaşam izi aradığımız bir dönemden geçiyoruz. Ancak kendi gezegenimizin derinlikleri, bize uzay boşluğundan çok daha yabancı kalmaya devam ediyor. Mayıs ayının başlarında, NASA uyduları Pasifik Okyanusu'nun güneyindeki Bismarck Denizi'nde, Papua Yeni Gine açıklarında devasa bir su altı volkanik patlamasını net bir şekilde görüntüledi. Uzaydan bakıldığında kilometrelerce uzayan kül bulutları ve denizin rengini değiştiren termal hareketlilik açıkça seçilebiliyordu. Gelgelelim, yerbilimciler ve volkanologlar bu doğa olayını yakından incelemek istediklerinde kelimenir tam anlamıyla duvara tosladı. Çünkü patlamanın meydana geldiği okyanus tabanına ait elimizde tek bir yüksek çözünürlüklü harita bile bulunmuyor.
Veri Yokluğu Bilim Dünyasını Çaresiz Bıraktı
Temel verilerin bu denli eksik olması, bilim insanlarının patlamanın okyanus tabanını nasıl şekillendirdiğini ya da oluşan volkanik yapının tam boyutlarını anlamasını imkansız hale getirdi. Hatta araştırmacılar şu an hangi jeolojik yapının veya hangi yanardağ ağzının infilak ettiğinden bile tamamen emin olamıyor. Mevcut teoriler, patlamanın 1972 yılında yaşanan başka bir su altı püskürme noktasına yaklaşık 16 kilometre mesafede, Titan Sırtı olarak adlandırılan bölgede gerçekleştine işaret ediyor. Eldeki tek somut veri, yörüngedeki resmi ve ticari uyduların bize yukarıdan fırlattığı fotoğraflardan ibaret kalıyor. Okyanus tabanının topoğrafyasını ölçen batimetri haritaları ise bu bölgede yüzlerce metre derinliği gösterdiği için güncel durumu yansıtmaktan çok uzak.
NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde başbilimci olarak görev yapan Jim Garvin, durumun can sıkıcı olduğunu kabul etse de yörüngedeki gözlem kapasitemizin bize büyük fırsatlar sunduğunu savunuyor. Landsat 9 uydusu üzerindeki OLI (Operational Land Imager) cihazının çektiği doğal renkli görüntüler, bulutların arasından sızan yoğun volkanik dumanları gözler önüne serdi. Aynı şekilde NASA'nın Suomi NPP uydusunda yer alan VIIRS enstrümanı da bölgede çok ciddi termal anomaliler yakaladı. Michigan Teknoloji Üniversitesi'nden volkanolog Simon Carn, yüzeye bu kadar yakın noktada bu denli yüksek sıcaklık tespit edilmesinin, patlama ağzının sanılandan çok daha sığ bir noktada bulunduğunu gösterdiğini söylüyor. Mevcut eski haritaların aksine, lavların neredeyse yüzeye çarpacak kadar yukarı tırmandığı tahmin ediliyor.
Yeni Bir Adanın Doğuşu ve Artemis Projesine Etkisi
Şimdi tüm gözler okyanus yüzeyine çevrildi; araştırmacılar bu patlamanın neticesinde yeni bir adanın doğup doğmayacağını merakla bekliyor. Uydular aracılığıyla gerçek zamanlı olarak bir adanın doğumuna tanıklık etmek bilim tarihinde nadiren yakalanan bir şanstır. Tabii bu oluşumun ne kadar süreceği, volkanik faaliyetin ömrüne bağlı olarak değişebilir. Bölgenin geçmişine baktığımızda, 1972'deki komşu patlama sadece dört gün sürmüşken, 1957 yılında başlayan bir diğer su altı volkanizması neredeyse dört yıl boyunca devam etmişti. Dolayısıyla okyanusun dibindeki bu yeni gücün ne kadar süre lav kusacağını kestirmek şimdilik zor görünüyor.
Eğer deniz seviyesinin üzerine kalıcı bir toprak parçası çıkmayı başarırsa, bu durum bilim insanları için benzersiz bir laboratuvar anlamına gelecek. Jim Garvin, bu olası adanın gelecekte gerçekleştirilecek Artemis IV görevleri için harika bir antrenman sahası olabileceğini vurguluyor. Astronotların Ay'a ve nihayetinde Mars'a yapacağı yolculuklar öncesinde, bu tür sıfırdan var olan izole karasal alanlar "ada-not" keşifleri için biçilmiş kaftan olarak görülüyor. Araştırmacılar, taze volkanik toprağın hava koşullarına nasıl tepki verdiğini, canlı yaşamının bu izole kara parçasına nasıl yerleştiğini ve insanların bu tür ekstrem ortamlarda nasıl hayatta kalabileceğini burada test etmeyi planlıyor. Buradan elde edilecek biyolojik ve jeolojik veriler, belki de gelecekte başka gezegenlerde kurulacak insan kolonilerinin yerleşim stratejilerini belirleyecek.
Ay’ın Yüzeyini Biliyoruz Ama Denizlerin Dibini Asla
NASA'nın Terra uydusu tarafından kaydedilen en son görüntülerde, patlama alanından güneybatıya doğru yayılan yeşil, rengi bozulmuş okyanus suları ve su yüzeyinde yüzen devasa ponza taşı yığınları net bir şekilde seçiliyor. Yukarıda ise rüzgarın batıya doğru sürüklediği beyaz bir kül bulutu salınıyor. Ortaya çıkan bu büyüleyici ama bir o kadar da bilinmezlerle dolu tablo, okyanus biliminde yıllardır dillerden düşmeyen o meşhur gerçeği bir kez daha yüzümüze vuruyor: İnsanlık olarak Ay'ın yüzeyindeki kraterleri ve dağları, kendi dünyamızın okyanus tabanından katbekat daha iyi tanıyoruz. Ay'ın haritasını santim santim çıkaran insanoğlu, kendi okyanuslarındaki devasa patlamaları ancak yukarıdan geçen bir kameranın şans eseri yakalamasıyla fark edebiliyor. Derin denizlerin karanlığı, keşfedilmeyi bekleyen en büyük uzay olarak önümüzde duruyor.
Kaynak: Space.com Satellites imaged an underwater volcano erupting — but scientists have no idea what's actually happening on the seafloor
Gökhan Yalta'nın Yorumu: Bismarck Denizi'nde yaşanan bu olay, modern bilim dünyasının içine düştüğü paradoksu çok net bir şekilde özetliyor. Yörüngeye binlerce gelişmiş uydu fırlatıp dünyayı anlık izleme teknolojisine ulaştık ama altımızdaki zeminin derinlik haritasını çıkarmayı ihmal ettik. Bir doğa olayını yukarıdan canlı izleyip, aşağıda tam olarak neyin patladığını bilememek inanılmaz bir ironi. Jim Garvin'in bu durumu Artemis görevleriyle bağdaştırması ise vizyoner bir bakış açısı. Sıfırdan doğan bir ada, aslında tamamen steril, dış etkilere açık yeni bir dünya demektir. Mars'ta veya Ay'da karşılaşacağımız o el değmemiş, sert koşulların simülasyonunu kendi dünyamızda yapabilmek adına bu tür jeolojik oluşumlar bulunmaz birer nimet. Gelecekte gezegenler arası bir tür haline gelmek istiyorsak, önce kendi okyanus tabanımızın sırlarını çözmeli, bu tür ekstrem doğa olaylarının mekanizmasını tam anlamıyla kavramalıyız. Uyduların yakaladığı bu görüntüler, bize evrende keşfedecek şeylerin sadece yukarıda değil, aynı zamanda ayaklarımızın çok altında, karanlık sularda gizlendiğini hatırlatıyor.