İsveç’in Kutup Porsuğu Mucizesi Neden Çöküyor?
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Yırtıcılarla Birlikte Yaşamanın Devrimsel Modeli
- Dondurulan Ödenekler ve Sosyal Güven Aşınması
- İklim Değişikliği ve Takip Sahasındaki Zorluklar
Yaban hayatını koruma projeleri, genellikle nesli tükenme tehlikesi altındaki bir türün popülasyonunu artırdığı an "başarılı" kabul edilir ve arşivlere kaldırılır. Ancak ekolojik geri dönüşüm süreçleri, sadece ilk dönemdeki zaferlerle hayatta kalamaz. İsveç'in bir dönem tüm dünyaya parmak ısırtan ve kutup porsuklarını (wolverine) yok olmanın eşiğinden döndüren ünlü koruma programı, bugün tam olarak bu sürdürülebilirlik krizini yaşıyor. Finansal desteğin yirmi yıldır yerinde sayması ve yerel toplulukların sisteme olan inancını kaybetmesi, kuzeyin bu dayanıklı yırtıcılarını yeniden belirsiz bir geleceğe sürüklüyor. Bilim insanları, yaşanan bu gerilemenin küresel yaban hayatı koruma çabaları için çok ciddi bir ders barındırdığı görüşünde birleşiyor.
Yırtıcılarla Birlikte Yaşamanın Devrimsel Modeli
İsveç, 1996 yılında yürürlüğe koyduğu Koruma Performansı Ödemesi (CPP) sistemiyle çevre koruma alanında ezber bozmuştu. Geleneksel sistemler yaban hayvanlarının çiftlik hayvanlarına verdiği zararı sonradan tazmin etme mantığına dayanırken, İsveç hükümeti tamamen farklı bir rota çizdi. Bu modelde, yerli Sámi geyik yetiştiricilerine, sürülerin zarar görüp görmediğine bakılmaksızın, bölgelerinde yaşayan her bir kutup porsuğu üremesi için doğrudan ödeme yapılmaya başlandı. Amaç, yırtıcı hayvanların varlığını yerel halk için bir gelir kaynağı haline getirmek, çatışmaları azaltmak ve adil bir ekolojik ortaklık kurmaktı. Nitekim 2015 yılına gelindiğinde, sistem meyvelerini vermiş ve tehlike altındaki kutup porsuğu nüfusunda gözle görülür bir artış kaydedilmişti. Ancak Conservation Letters dergisinde yayımlanan son 30 yıllık veri analizi, bu erken başarı hikayesinin uzun vadede korunamadığını net bir şekilde ortaya koyuyor.
Ekonomik Kriz ve Sosyal Güven Aşınması
York Üniversitesi ve İsveç Tarım Bilimleri Üniversitesi araştırmacılarının yürüttüğü saha çalışmaları, kutup porsuklarının tarihsel olarak en güçlü olduğu kuzey bölgelerinde popülasyonun hızla çöktüğünü gösteriyor. Bu çöküşün arkasındaki en büyük etken ise ekolojik olmaktan ziyade ekonomik. Geyik yetiştiricilerine yapılan ödemeler 2002 yılından bu yana yırtıcı başına 200.000 SEK (İsveç Kronu) seviyesinde sabit bırakıldı. Enflasyon, yükselen maliyetler ve et fiyatları göz önüne alındığında, bu ödeneğin reel değeri son yirmi yılda neredeyse yarı yarıya eridi. Sámi Parlamentosu yasaların uygulanması için bu miktarın en az 480.000 SEK olması gerektiğini hesaplarken, hükümetin son olarak komik denebilecek bir düzeyde, sadece 25.000 SEK artış önermesi bardağı taşıran son damla oldu. Finansal yükün tamamen yerel halkın omuzlarına kalması, devlet ile bölge sakinleri arasındaki güven bağını kopardı. Bu durum, biyoloji haberleri takibinde de sıkça karşılaşılan, insan-yaban hayatı çatışmasının yeniden alevlenmesi riskini doğuruyor.
İklim Değişikliği ve Takip Sahasındaki Zorluklar
Kutup porsuğu sayılarındaki kağıt üzerindeki düşüşün bir diğer sebebi ise doğrudan iklim kriziyle bağlantılı. Arktik bölgesindeki kar yapısının bozulması ve düzensiz kar yağışları, yaban hayatı koruma korucularının porsuk izlerini tespit etmesini ciddi şekilde zorlaştırıyor. Resmi kayıtlara geçmesi için çok katı dokümantasyon şartları aranıyor ve net olarak kanıtlanamayan birçok canlı porsuk tespiti sistem tarafından reddediliyor. Bu durum hem resmi verilerin gerçeği yansıtmamasına yol açıyor hem de yerel halkın hak ettiği ödemeyi almasını engelliyor. Madencilik, endüstriyel ormancılık ve iklim baskısı altında zaten zorlanan Sámi toplulukları, sistemin esnemeyen kuralları yüzünden mağdur oluyor. Uzmanlar, küresel koruma programlarının değişen saha ve ekonomi koşullarına dinamik şekilde adapte edilmesi gerektiği konusunda hükümetleri uyarıyor.
Kaynak: sciencedaily.com Why Sweden’s wolverine conservation success story is unraveling
BilimBox Yorumu: İsveç'in yaşadığı bu kriz, çevre koruma projelerinin sadece biyolojik bir başarı endeksine indirgenemeyeceğini, işin içinde çok güçlü bir sosyo-ekonomik denge bulunduğunu kanıtlıyor. Bir türü kurtarmak için masa başında harika modeller üretebilirsiniz; ancak o türle aynı coğrafyayı, aynı ekmeği paylaşan yerel halkı sistemin merkezine koymaz ve onları ekonomik olarak enflasyona ezdirirseniz proje çökmeye mahkumdur. Popülasyon koruma çalışmalarında "yaptık ve bitti" mantığı işlemez. Değişen iklim şartları hayvanların izini sürmeyi zorlaştırırken, bürokrasinin katı kurallarda diretmesi ve bütçeyi güncellememesi yerel halkın iyi niyetini suistimal etmekten başka bir amaca hizmet etmiyor. Eğer yaban hayatı unsurları yerel topluluklar için bir zenginlik değil de yük haline gelmeye başlarsa, koruma duvarları içeriden yıkılır. Bu gelişme, dünyadaki diğer tüm yırtıcı koruma programlarına, yerel halkın refahı güvenceye alınmadan ekolojik dengenin korunamayacağını gösteren çok net bir uyarı levhasıdır.