Goethe’nin Koleksiyonundaki 40 Milyon Yıllık Sır
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Cilalanmamış Kehribarların Arkasındaki Gizem
- 40 Milyon Yıllık Karıncanın Üç Boyutlu Anatomisi
- Goethe’nin Morfoloji Mirası ve Tarihi Koleksiyonlar
Edebiyat dünyasının dev ismi Johann Wolfgang von Goethe’nin taşlara, minerallere ve doğaya olan tutkusu bilinmeyen bir gerçek değil. Ancak ünlü yazarın kişisel koleksiyonunda sakladığı ve sadece optik deneyler için kullandığı kehribar parçalarının, milyonlarca yıl öncesine ait biyolojik sırları barındırdığı bugüne kadar hiç kimsenin aklına gelmemişti. Jena Üniversitesi’nden araştırmacılar, modern görüntüleme teknolojilerini kullanarak Goethe’nin elinden geçmiş cilalanmamış kehribar parçalarının içinde büyüleyici fosiller keşfetti. Bu fosiller arasında en dikkat çekeni ise yaklaşık 40 milyon yıl önce yaşamış ve olağanüstü detaylarla günümüze ulaşmış nesli tükenmiş bir karınca türü oldu.
Cilalanmamış Kehribarların Arkasındaki Gizem
Klassik Stiftung Weimar tarafından yönetilen Goethe Ulusal Müzesi, ünlü düşünürün kişisel koleksiyonundan kalan 40 parçalık Baltık kehribarı seçkisine ev sahipliği yapıyor. Bu parçalardan iki tanesi, dışarıdan bakıldığında tamamen sıradan ve mat görünüyordu. Kehribarlar geçmişte hiç cilalanmadığı için içlerinde hapsolmuş canlıları çıplak gözle seçebilmek imkansızdı. Geçmiş dönemlerin arkeolojik gelişmeler ve doğa tarihi çalışmalarında bu tür mat taşlar genellikle göz ardı edilirdi. Ancak günümüzün gelişmiş tarama yöntemleri, bu opak bariyerlerin arkasını görmeyi mümkün kılıyor.
Jena Üniversitesi bilim insanları, Hamburg’da bulunan Alman Elektron Sinkrotronu (DESY) tesislerindeki yüksek teknolojili X-ışını cihazlarından yararlandı. Sinkrotron mikro-bilgisayarlı tomografi yöntemiyle incelenen kehribarların içinden üç farklı böcek fosili çıktı: Bir mantar sivrisineği, bir kara sinek ve tarih öncesi çağlara ait bir karınca. Nesli milyonlarca yıl önce tükenmiş olan bu canlılar, reçinenin içine hapsoldukları ilk günkü formlarını koruyordu.
40 Milyon Yıllık Karıncanın Üç Boyutlu Anatomisi
Bulunan fosiller arasında bilim dünyasını en çok heyecanlandıran canlı, şüphesiz antik karınca oldu. Yapılan incelemeler sonucunda bu işçi karıncanın, Baltık kehribarlarında aslında sıkça rastlanan ancak anatomisi tam olarak çözülememiş †Ctenobethylus goepperti (Mayr, 1868) türüne ait olduğu belirlendi. Sinkrotron taramalarının sağladığı olağanüstü çözünürlük sayesinde, mikroskobik canlının sadece dış kabuğu değil, kafasının ve göğsünün içindeki mikroskobik iskelet yapıları bile net bir şekilde görüntülendi. Karıncanın vücudundaki ince tüy detayları dahi dijital ortama aktarıldı.
Araştırma ekibi elde edilen anatomik verileri bir araya getirerek fosilin eksiksiz bir dijital 3D rekonstrüksiyonunu hazırladı. Çevrim içi erişime açılan bu model, dünya genelindeki taksonomistler ve paleobiyologlar için referans kaynağı olma özelliği taşıyor. Günümüzde Kuzey Amerika ve Avrupa’nın sıcak bölgelerinde yaşayan modern Liometopum karınca cinsiyle yapılan karşılaştırmalar, bu antik türün yaşam şekline dair önemli ipuçları sağladı. Veriler, bu karıncaların ağaçlarda devasa koloniler kurduğunu, bu yüzden de ağaç reçinesine yakalanma ihtimallerinin diğer türlere kıyasla çok daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Goethe’nin Morfoloji Mirası ve Tarihi Koleksiyonlar
İşin ironik tarafı, Goethe’nin bu kehribarlara paleontolojik açıdan neredeyse hiç ilgi göstermemiş olmasıdır. Ünlü yazar, renk teorisi çalışmaları kapsamında ışık kırılmalarını ve optik etkileri incelemek amacıyla bu fosilleşmiş reçinelerden lensler yontmuştu. Kütüphanesinde kehribar fosilleriyle ilgili ilk dönem bilimsel gelişmeler içeren yayınlar bulunmasına rağmen, bu taşların Dünya tarihini aydınlatma potansiyeli o dönem henüz tam olarak kavranamamıştı.
Goethe, canlıların form ve yapılarını inceleyen morfoloji biliminin kurucularından biri kabul edilir. Araştırmacılar, onun kendi adını taşıyan koleksiyondaki bir parçanın, kurucusu olduğu bilim dalına yepyeni teknolojik yöntemlerle bu denli büyük bir katkı sağladığını görseydi büyük bir memnuniyet duyacağını belirtiyor. Yüzyıllar önce bir araya getirilen müze koleksiyonlarının, doğru teknolojiyle birleştiğinde hâlâ ne kadar büyük sürprizler barındırabileceği bu keşifle bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Kaynak: sciencedaily.com Goethe never knew this 40-million-year-old ant was hidden in his collection
BilimBox Yorumu: Tarihi koleksiyonların sadece tozlu raflarda sergilenen birer anı olmadığını, aksine zaman ayarlı birer veri deposu olduğunu gösteren muazzam bir keşif. Goethe, kendi elinde tuttuğu taşın içinde 40 milyon yıllık bir biyolojik şifrenin saklı olduğunu bilmeden sadece ışığın peşinden gitmişti. Bugün ise parçalama veya zarar verme riski olmadan, atomik düzeyde tarama yapan sinkrotron teknolojisi sayesinde o şifreyi çözebiliyoruz. Bu durum, müzelerdeki milyonlarca tasnif edilmemiş ya da sıradan gibi görünen örneğin, gelecekte geliştirilecek yeni teknolojilerle doğa tarihini baştan yazabileceğini hatırlatıyor. Bilimin evrimsel gelişimini izlemek açısından büyüleyici bir tablo.
Bu içerik BilimBox kurucusu Gökhan Yalta tarafından yayına hazırlandı. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.