Sessiz Kıyamet: Kitlesel Yok Oluşun İçindeyken Neden Hiçbir Şey Hissetmiyoruz?
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Gözümüzün Önünde Değişen Normal: Shifting Baseline
- Yüzde 73 Azalma Ne Anlama Geliyor?
- Altıncı Yok Oluş Başladı mı? Bilim Dünyasındaki Büyük Ayrışma
- Arka Plan Hızının Bin Kat Üzerine Çıkmak
Dünya tarihindeki büyük felaketleri düşündüğümüzde, aklımıza hep gökyüzünü kaplayan devasa toz bulutları, şehirlere çarpan meteorlar veya lav püskürten yanardağlar gelir. Ancak bir kitlesel yok oluşun en ürkütücü yanı, tam olarak yaşandığı sırada kulağa hiç de kıyamet gibi gelmemesidir. Süreç, küresel bir patlamayla değil; oldukça sessiz, dağınık ve yerel kayıplarla başlar. Önce bir orman sessizliğe bürünür, ardından bir nehir kurur, her yaz arabanın camına çarpan o tanıdık böcekler artık görünmez olur. İnsanlık bu küçük eksilmeleri günlük hayatın akışı içinde kolayca sindirir. Büyük, gezegensel ölçekteki o yıkıcı örüntü ise ancak nesiller sonra, geriye dönüp bakıldığında netleşir.
Gözümüzün Önünde Değişen Normal: Shifting Baseline
Yaşanan biyolojik çöküş ile insanların bunu hissetme biçimi arasındaki uçurum, bilim haberleri dünyasında uzun süredir tartışılan bir konudur. Bu algı yanılmasının temelinde, balıkçılık bilimci Daniel Pauly’nin 1995 yılında "Değişen Başlangıç Çizgisi Sendromu" (Shifting Baseline Syndrome) olarak adlandırdığı bir psikolojik olgu yatar. Her yeni nesil, içine doğduğu eksilmiş, yıpranmış ve biyolojik çeşitliliğini kaybetmiş dünyayı "normal" olarak kabul eder. Değişimi ve kaybı, kendi çocukluğundaki referans noktasına göre ölçer; çok daha eski zamanlardaki zenginliğe göre değil. Örneğin, yüz yıl önce yüz binlerce balığa ev sahipliği yapan bir nehir, bugün sadece birkaç yüz balık barındırıyorsa, oraya yeni gelen bir gözlemci için o nehir sadece "bir nehirdir". Kayıp gerçektir fakat o kaybı görünür kılacak tarihi referans noktası hafızalardan silinmiştir.
Yüzde 73 Azalma Ne Anlama Geliyor?
Toplumun karşısına çıkan verilerin çoğu zaman yanlış yorumlanması da bu algı perdesini kalınlaştırır. Dünya Doğayı Koruma Vakfı'nın (WWF) yayımladığı Yaşayan Gezegen Raporu, 1970 ile 2020 yılları arasında izlenen yaban hayatı popülasyonlarında ortalama yüzde 73’lük bir düşüş yaşandığını ortaya koydu. Yaklaşık 5 bin 500 omurgalı türüne ait 35 bin popülasyon incelenerek elde edilen bu çarpıcı rakam, medyada sıklıkla yanlış anlaşıldı. Bu veri, yeryüzündeki hayvanların yüzde 73'ünün yok olduğu ya da türlerin üçte ikisinin silindiği anlamına gelmez. Raporun asıl anlattığı şey, tam olarak yukarıda tasvir edilen sessiz seyrelmedir. Hayvanların tamamen ortadan kaybolmasından ziyade, popülasyon yoğunluklarının hızla düşmesidir. Resmi olarak bir canlı türünün neslinin tükendiği ilan edilmeden çok önce, doğadaki bolluk ve bereket büyük bir hızla erimektedir.
Altıncı Yok Oluş Başladı mı? Bilim Dünyasındaki Büyük Ayrışma
Peki, şu an resmi olarak altıncı kitlesel yok oluşun içinde miyiz? Bilimsel ölçütlere göre bu eşik oldukça yüksektir. Biyolog Anthony Barnosky ve ekibinin 2011 yılında Nature dergisinde yayımladığı kriterlere göre, bir dönemin kitlesel yok oluş sayılabilmesi için yeryüzündeki tüm türlerin yaklaşık dörtte üçünün kısa bir jeolojik zaman diliminde tamamen silinmesi gerekir. Gezegenimizin geçmişindeki beş büyük yok oluş bu barajı aşmıştı. En şiddetlisi olan Permiyen sonu yok oluşunda, denizdeki canlı türlerinin yüzde 95'i, karadakilerin ise yüzde 90'ı yok olmuştu.
Bu devasa yıkımlarla kıyaslandığında, modern çağda resmi olarak belgelenmiş kayıplar hala küçük bir yüzdeyi temsil eder. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) verilerine göre, 1500 yılından bu yana kayıtlara geçen yok oluş sayısı bin civarındadır. Bu da tanımlanmış tüm türlerin yüzde birinin çok altındadır. Ancak araştırmacılar, omurgasızlar ve bitkiler gibi yeterince incelenmemiş gruplar hesaba katıldığında, gerçek kaybın yüzde 7,5 ile 13 arasında olabileceğini tahmin etmektedir.
Arka Plan Hızının Bin Kat Üzerine Çıkmak
Bilim insanlarının asıl üzerinde uzlaştığı ve alarm verdiği nokta, mevcut yok oluş hızıdır. Araştırmalar, günümüzdeki canlı kayıplarının, doğanın normal seyrinde gerçekleşen "arka plan yok oluş hızından" yaklaşık 1.000 kat daha hızlı olduğunu gösterir. Bu denli yüksek bir hızın yüzyıllar boyunca korunması, kaçınılmaz olarak büyük bir felaketle sonuçlanacaktır. Ekolojist John Wiens gibi bazı uzmanlar, geçmişteki o beş büyük felaketin kriterlerinin çok özel olduğunu ve bugünkü durumu doğrudan "altıncı yok oluş" olarak etiketlemenin yanıltıcı olabileceğini savunur. Koruma altına alınan bazı türlerin hızla toparlanması, geleceğin henüz tamamen karanlık olmadığının en büyük kanıtıdır.
Sonuç olarak, bir kitlesel yok oluşun nihai imzasını ancak o süreç tamamlandığında, kayaç katmanlarına bakarak okuyabiliriz. İçinde yaşarken pencereden dışarı bakarak bu devasa örüntüyü anlamak imkansızdır. Bildiğimiz tek şey var: Yaban hayatı elli yıl öncesine göre çok daha az, türler ise normalden çok daha hızlı eksiliyor. Bu yavaşlığın bizi yanıltmasına izin vermemek, gelecekteki o büyük imzanın nasıl atılacağını belirleyecek tek unsurdur.
Kaynak: Space Daily The most unsettling thing abou...
BilimBox Yorumu: Bu makalenin bize gösterdiği en çarpıcı gerçek, insan algısının jeolojik ve ekolojik zaman ölçeklerini kavramakta ne kadar yetersiz kaldığıdır. Bizler felaketleri anlık patlamalar, dev dalgalar veya sinematik yıkımlarla özdeşleştiriyoruz. Oysa doğanın çöküşü, arka planda çalan bir müziğin sesinin fark edilmeyecek kadar küçük kademelerle kısılmasına benziyor. Değişen Başlangıç Çizgisi Sendromu, insanlığın çevre krizine karşı geliştirdiği en tehlikeli bağışıklık mekanizmasıdır. Her nesil kendi çocukluğundaki eksik ekosistemi 'doğal cennet' sanarak büyüdüğü için, kümülatif yıkımın boyutunu asla tam olarak kavrayamıyor. Bilim dünyasındaki 'altıncı yok oluş başladı mı başlamadı mı' tartışması teknik bir detaydan ibaret; asıl odaklanılması gereken, doğadaki biyo-kütle ve popülasyon yoğunluğunun radikal biçimde erimesidir. Eğer bu erime hızını yavaşlatacak yapısal adımları atmazsak, geleceğin jeologları bugünün katmanlarını incelediğinde insanlığı sessiz bir felaketin hem faili hem de kurbanı olarak kaydedecektir.
Bu makale güvenilir kaynaklardan yapay zeka yardımıyla çevrilmiş ve Gökhan Yalta tarafından kontrol edilip düzenlenerek yayına alınmıştır. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.