Zirve Yarışında Esas Gerçek: Dünyanın En Yüksek Dağı Hangisi?
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Başlangıç Çizgisi Neresi? En Yüksek Ve En Büyük Arasındaki Fark
- Okyanus Tabanına Gizlenen Devler: Mauna Kea Ve Mauna Loa
- Ekvator Şişkinliği Ve Üçüncü Bir Alternatif: Chimborazo
Coğrafya ders kitaplarından genel kültür yarışmalarına kadar yeryüzünün en yüksek noktası sorulduğunda akla gelen ilk isim istisnasız Everest Dağı olur. Çin ve Nepal sınırında yükselen bu heybetli kütle, deniz seviyesinden 8 bin 848 metre yüksekteki zirvesiyle dünyanın zirvesi unvanını elinde tutuyor. Fakat ölçüm tahtasını okyanusların derinliklerine, hatta gezegenimizin merkezine yerleştirdiğimizde coğrafi gerçekler tamamen yer değiştiriyor. Hawaii kıyılarında yükselen sönmüş bir yanardağ olan Mauna Kea, Büyük Okyanus'un karanlık sularının altında kalan devasa gövdesiyle Everest'e meydan okuyor. Temelinden zirvesine kadar olan mutlak uzunluğu dikkate alındığında, bu pasifik devi Everest'ten bir kilometreden daha fazla bir uzunluk farkıyla yeryüzünün en büyük dağı unvanını hak ediyor.
Başlangıç Çizgisi Neresi? En Yüksek Ve En Büyük Arasındaki Fark
Dağların heybetini kıyaslarken asıl mesele, ölçüme başladığınız ilk çizgiyi nereye çizdiğinizle ilgilidir. Haritalarda, tırmanış kayıtlarında ve klasik coğrafya literatüründe yükseklik hesabı ortalama deniz seviyesi baz alınarak hesaplanır. Karadaki yükseltileri anlamlandırmak adına oldukça pratik olan bu kural uygulandığında, Everest Dağı rakiplerine açık ara fark atıyor. Ancak Mauna Kea'nın iddiası tamamen farklı bir referans noktasına dayanıyor: Dağın okyanus tabanında, suyun altında filizlenmeye başladığı ilk çıkış noktası. Amerika Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) uzmanları bu ayrımı kelime anlamlarıyla netleştiriyor. Everest deniz seviyesine göre en yüksek dağken, Mauna Kea tabanından zirvesine kadar olan mutlak kütlesiyle yeryüzünün en büyük dağı sayılıyor.
Bu coğrafi kıyaslama kelime oyunundan ziyade, doğadaki devasa yapıların nasıl konumlandığını anlamamıza yarıyor. Everest, iki büyük tektonik levhanın çarpışması sonucu Asya kıtasının zaten yüksek olan bir bölgesinde yukarı doğru itildi. Yani başlangıç çizgisi halihazırda deniz seviyesinden binlerce metre yukarıdaydı. Mauna Kea ise okyanus kabuğunun en derin yerinden yükselen bir kalkan yanardağıdır. Kendi tabanından itibaren ölçüldüğünde 10 bin 210 metreyi aşan bir gövdeye sahip olmasına rağmen, bu muazzam yapının yaklaşık 6 bin metrelik kısmı okyanusun karanlık sularında gözlerden uzak kalıyor. Su üstünde kalan 4 bin 205 metrelik kısmı ise onun karadaki bir diğer dağ gibi görünmesine yol açıyor.
Okyanus Tabanına Gizlenen Devler: Mauna Kea Ve Mauna Loa
Hawaii adalarını oluşturan volkanik zincir, Pasifik levhasının altındaki bir sıcak noktanın üzerinde milyonlarca yıl boyunca hareket etmesiyle şekillendi. Üst üste yığılan lav akıntıları, zamanla okyanus tabanını delerek su yüzeyine ulaştı ve bugünkü adaları meydana getirdi. bilimsel gelişmeler gösteriyor ki, bu okyanus içi volkanların ağırlığı o kadar büyük bir seviyeye ulaşıyor ki, altlarındaki yer kabuğunu kelimenin tam anlamıyla aşağı doğru büküyor. Bu bükülme, ölçüm kriterlerine bir başka Hawaii devi olan Mauna Loa’yı da dahil ediyor. Amerika Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS), altındaki kabuğun çöküntü oluşturduğu en dip noktadan itibaren ölçüldüğünde Mauna Loa'nın tabanından zirvesine kadar olan mesafenin 17 kilometreye ulaştığını belirtiyor.
Hangi dağın daha büyük olduğu sorusuna net bir yanıt verebilmek, taban kelimesini nasıl tanımladığınıza göre değişiklik gösteriyor. Eğer tabanı, dağın okyanus zemininden yükselmeye başladığı yer olarak kabul ederseniz lider Mauna Kea oluyor. Fakat volkanik kütlenin ağırlığıyla okyanus kabuğunda yarattığı çöküntünün en derin noktasını başlangıç çizgisi seçerseniz unvan Mauna Loa’ya geçiyor. Her iki ihtimalde de Everest, okyanus tabanından yükselen bu gizli devlerin sahip olduğu devasa dikey sütun hacmine yaklaşamıyor. Ancak bu durum Everest’in ihtişamından hiçbir şey eksiltmiyor; sadece dağları sınıflandırırken kullandığımız kriterleri keskinleştirmemiz gerektiğini hatırlatıyor.
Ekvator Şişkinliği Ve Üçüncü Bir Alternatif: Chimborazo
Yeryüzünün en yüksek noktasını ararken karşımıza çıkan üçüncü bir ölçüm kuralı ise başlangıç noktasını dünyanın merkezine yerleştiriyor. Gezegenimiz kusursuz bir küre olmadığı, ekvatorda merkezkaç kuvvetinin etkisiyle dışarı doğru şişkin bir yapıya sahip olduğu için, ekvator çizgisine yakın olan dağlar merkeze daha uzak kalıyor. Ekvador'da yer alan Chimborazo Dağı, deniz seviyesinden ölçüldüğünde 6 bin 268 metrelik yüksekliğiyle Everest'in çok gerisinde kalıyor. Fakat ekvatordaki bu coğrafi şişkinliğin tam üzerinde yer alması, onun zirvesini dünyanın merkezinden itibaren ölçüldüğünde Everest zirvesine kıyasla tam 2 bin 72 metre daha dışarıda bir noktaya konumlandırıyor.
Özetlemek gerekirse, sorunun cevabı tamamen ölçüm kuralınıza göre yön değiştiriyor. Deniz seviyesinden yukarı doğru en yüksek nokta arandığında lider Everest oluyor. Okyanus tabanından zirveye kadar olan saf gövde uzunluğu baz alındığında Mauna Kea zirveye oturuyor. Volkanik kütlenin yer kabuğunda yarattığı çöküntünün en derin yeri hesaba katıldığında Mauna Loa öne geçiyor. Dünyanın merkezinden en uzak, yani uzaya en yakın nokta hedeflendiğinde ise Chimborazo tüm rakiplerini geride bırakıyor. Bu farklı ölçüm metotları, doğadaki devleri birbiriyle yarıştırmaktan ziyade, gezegenimizin jeolojik yapısının ne denli karmaşık ve hayranlık uyandırıcı olduğunu kavramamıza olanak tanıyor.
Kaynak: spacedaily.com Everest is the highest...
BilimBox Yorumu: Coğrafya algımız, çoğunlukla gözümüzün görebildiği sınırlar ve insanoğlunun kolayına gelen standart ölçüm kalıplarıyla şekilleniyor. Deniz seviyesini mutlak bir sıfır noktası kabul edip Everest’i dünyanın zirvesi ilan etmek pratik bir çözüm olabilir, ancak okyanusların karanlık derinliklerine gizlenmiş Mauna Kea ve Mauna Loa gibi devleri yok saymak doğanın gerçek büyüklüğüne göz kapamaktır. Bu durum, bilimsel çalışmalarda perspektif değiştirmenin ne kadar hayati olduğunu bizlere bir kez daha kanıtlıyor. Everest dağcıların sınırlarını sınayan zorlu iklimiyle cazibesini asla kaybetmeyecek olsa da, okyanus tabanından göğe uzanan Hawaii volkanları yeryüzünün hareketli tektonik yapısının en somut anıtlarıdır. Dünyanın merkezini baz alan Chimborazo örneği ise, üzerinde yaşadığımız kaya parçasının kusursuz bir geometriden ne kadar uzak ve dinamik olduğunu gösteriyor. BilimBox olarak hatırlatmak isteriz ki; sığ bakış açıları tek bir doğruya sıkışıp kalırken, ölçüm kurallarını ve soruları çeşitlendirmek bizi evrenin çok boyutlu gerçekleriyle tanıştırır.