Alzheimer ve Kanser Arasında Şaşırtıcı Bağlantı
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Alzheimer Hastalarında Kanserle İlişkili Mutasyonlar Nasıl Bulundu?
- Kan Hücreleri Beyne Nasıl Ulaşıyor?
- Yeni Tanı ve Tedavi Yöntemlerinin Kapısı Açılabilir mi?
Alzheimer hastalığı üzerine yürütülen araştırmaların büyük bölümü yıllardır beyinde biriken protein kümelerine odaklanıyor. Ancak yeni bir çalışma, hastalığın kökeninde yalnızca sinir hücreleri ve beyin dokusunun bulunmadığını düşündüren dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu. Araştırmacılar, normalde lösemi ve lenfoma gibi kan kanserleriyle ilişkilendirilen bazı genetik mutasyonların Alzheimer hastalarının beyninde de görüldüğünü belirledi.
Daha da ilginç olan nokta, aynı mutasyonların yalnızca beyinde değil, aynı kişilerin kan hücrelerinde de tespit edilmiş olması. Bu durum, Alzheimer'ın gelişiminde kan dolaşımındaki bağışıklık hücrelerinin sanılandan çok daha önemli bir rol oynayabileceğine işaret ediyor.
Boston Children's Hospital ve Harvard Medical School araştırmacılarının liderliğinde yürütülen çalışma, Alzheimer hastalığının anlaşılmasında yeni bir pencere açıyor. Eğer sonuçlar ilerleyen yıllarda doğrulanırsa, bugün kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların nörodejeneratif hastalıklar için de değerlendirilmesi mümkün olabilir.
Alzheimer Hastalarında Kanserle İlişkili Mutasyonlar Nasıl Bulundu?
Araştırma ekibi, Alzheimer tanısı almış 190 kişinin beyin dokularını inceleyerek 149 farklı kanser sürücü genini analiz etti. Elde edilen sonuçlar, sağlıklı bireylerden alınan 121 beyin örneğiyle karşılaştırıldı.
İnceleme sırasında Alzheimer hastalarının beyinlerinde daha fazla sayıda tek harfli DNA değişimi bulundu. Bu değişikliklerin önemli bölümü sürekli olarak aynı beş kanser sürücü geninde ortaya çıkıyordu. Böyle bir tekrarın görülmesi, rastlantı ihtimalini azaltırken belirli hücrelerin seçilerek çoğaldığını düşündürdü.
Araştırmacılar özellikle mikroglia adı verilen bağışıklık hücrelerine odaklandı. Mikroglialar beynin temizlik ekibi olarak tanımlanabilir. Hasarlı hücreleri temizler, enfeksiyonlara karşı savunma oluşturur ve sinir dokusunun sağlıklı kalmasına katkı sağlar.
Uzun yıllardır kabul gören görüşe göre mikroglialar büyük ölçüde beyne özgü hücrelerdi. Kan dolaşımındaki bağışıklık hücrelerinin kan-beyin bariyerini geçerek bu sisteme önemli ölçüde katıldığı düşünülmüyordu. Yeni bulgular ise bu yaklaşımın yeniden değerlendirilmesine neden olabilir.
Araştırmacılar, beyinde tespit edilen mutasyonların kan kanserlerinde sık görülen genetik değişikliklerle büyük ölçüde örtüştüğünü fark ettiğinde aynı mutasyonları kan örneklerinde de aramaya karar verdi. Beklenmedik sonuç tam da burada ortaya çıktı.
Alzheimer hastalarının kan hücrelerinde, beyindeki mutasyonlarla aynı genetik değişiklikler bulundu. Böylece hastalıkla ilişkili sürecin yalnızca beyin içinde gerçekleşmediği fikri güç kazandı.
Kan Hücreleri Beyne Nasıl Ulaşıyor?
Araştırma ekibinin ortaya koyduğu modele göre yaşlanma, iltihaplanma veya çeşitli doku hasarları zamanla kan-beyin bariyerinin bütünlüğünü zayıflatabiliyor. Normal şartlarda beyni dış etkenlerden koruyan bu bariyer, belirli koşullar altında daha geçirgen hale gelebiliyor.
Bu durumda kan dolaşımındaki bazı bağışıklık hücreleri beyin dokusuna ulaşabiliyor. Araştırmacılar, kanserle ilişkili mutasyonlar taşıyan hücrelerin de bu süreçten yararlanarak beyne girdiğini düşünüyor.
Beyne ulaştıktan sonra bu hücrelerin mikroglia benzeri özellikler kazandığı tahmin ediliyor. Aynı dönemde Alzheimer hastalığında görülen protein kümeleri bağışıklık sistemini harekete geçiriyor ve mikrogliaların çoğalmasını teşvik ediyor.
Mutasyon taşıyan hücreler biyolojik açıdan avantaj elde ettiğinde sağlıklı hücrelerden daha hızlı çoğalabiliyor. Sonuçta beyinde iltihaplanmayı artıran ve çevredeki sinir hücrelerine zarar veren bir ortam oluşabiliyor.
Bilim insanlarına göre bu süreç, Alzheimer'ın ilerlemesine katkı sağlayan önemli mekanizmalardan biri olabilir. Bu nedenle hastalık yalnızca protein birikimlerinin sonucu olarak değil, aynı zamanda bağışıklık sisteminin zamanla değişen davranışları üzerinden de değerlendirilmeye başlanabilir.
Bu bulgu, sağlık haberleri içerisinde son yılların en dikkat çekici keşiflerinden biri olarak değerlendirilebilir. Çünkü araştırma iki farklı hastalık grubunu aynı biyolojik zeminde buluşturuyor.
Yeni Tanı ve Tedavi Yöntemlerinin Kapısı Açılabilir mi?
Alzheimer araştırmalarındaki en büyük zorluklardan biri, hastalığın beyinde başlaması ve canlı hastalardan doğrudan beyin dokusu örneği alınmasının oldukça sınırlı olmasıdır. Bu nedenle araştırmacılar uzun süredir kan testleriyle risk belirlenebilecek yöntemler geliştirmeye çalışıyor.
Yeni çalışma bu hedef açısından önemli bir fırsat sunuyor. Eğer söz konusu mutasyonların hastalıkla ilişkisi daha geniş gruplarda doğrulanırsa, gelecekte kan örnekleri üzerinden genetik taramalar yapılabilir. Böylece yüksek risk taşıyan bireyler belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce belirlenebilir.
Araştırma ekibinin yayımladığı ek analizler de bu ihtimali destekliyor. Kan örneklerinde bulunan kanser sürücü mutasyonlarının, Alzheimer riskini artıran en bilinen genetik faktörlerden biri olan APOE4'ten bağımsız şekilde risk oluşturabildiği görüldü.
Tedavi tarafında da dikkat çekici olasılıklar bulunuyor. Kanser araştırmaları onlarca yıldır yoğun biçimde desteklendiği için hücresel büyümeyi, bağışıklık sistemini ve genetik mutasyonların etkilerini hedefleyen çok sayıda ilaç geliştirilmiş durumda.
Eğer Alzheimer'ın ilerlemesinde gerçekten bu mutasyonları taşıyan bağışıklık hücreleri rol oynuyorsa, bugün onkoloji alanında kullanılan bazı yaklaşımlar nörodejeneratif hastalıklar için yeniden değerlendirilebilir. Elbette bu aşamaya ulaşmak için daha uzun yıllar sürecek klinik çalışmalar gerekecek. Ancak çalışma, Alzheimer araştırmalarında uzun zamandır görülmeyen ölçüde farklı bir bakış açısı sunuyor.
Kaynak: sciencedaily.com Scientists discover a surprising cancer link to Alzheimer’s disease
BilimBox Yorumu: Alzheimer araştırmalarında zaman zaman yeni hedefler ortaya çıkıyor ancak bunların büyük bölümü yine beyin içindeki süreçlere odaklanıyor. Bu çalışma ise hastalığın hikâyesine kan dolaşımını ve bağışıklık sistemini dahil ederek farklı bir çerçeve çiziyor. Daha önce birbirinden oldukça uzak görünen kanser biyolojisi ile nörodejeneratif hastalıkların aynı noktada kesişebileceğini göstermesi bakımından dikkat çekici bir çalışma. Özellikle kan örneklerinde saptanabilen mutasyonların gelecekte erken teşhis amacıyla kullanılabilmesi ihtimali oldukça değerli. Alzheimer çoğu zaman belirtiler ortaya çıktıktan sonra teşhis ediliyor ve bu aşamada beyindeki hasarın önemli bölümü çoktan gerçekleşmiş oluyor. Riskin yıllar öncesinden belirlenebilmesi ise hem hastalar hem de araştırmacılar açısından oyunun kurallarını değiştirebilir. Bununla birlikte sonuçların henüz erken aşamada olduğunu da unutmamak gerekiyor. Araştırmanın ortaya koyduğu mekanizma güçlü ipuçları sunsa da farklı hasta gruplarında doğrulanması şart. Yine de bu çalışma, Alzheimer'ın yalnızca bir beyin hastalığı olarak değil, tüm vücudu ilgilendiren karmaşık bir biyolojik süreç olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.