Atacama Çölü Hakkındaki Bildiklerimiz Değişti: Sanılandan 20 Milyon Yıl Daha Yaşlı
Hızlı Erişim / İçindekiler
- And Dağları Bile Yokken Var Olan Bir Çölün Keşfi
- Kozmik Işınlar ve Kuvars Çakılları ile Zaman Yolculuğu
- Eosen İklim Dönemi ve Biyoçeşitliliğin Evrimi
Gezegenimizin en ekstrem köşelerinden biri olan Atacama Çölü, jeoloji dünyasında yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Şili'nin kuzeyinde yer alan ve yeryüzünün en kurak alanı kabul edilen bu bölgenin, tahmin edilenden çok daha köklü bir geçmişe sahip olduğu belirlendi. Bugüne kadar yürütülen bilimsel çalışmalarda, çölün aşırı kurak merkez çekirdeğinin günümüzden 15 ila 20 milyon yıl önce şekillendiği varsayılıyordu. Bu süreç, bölgedeki devasa And Dağları'nın yükselişi ve Şili kıyılarında etkili olan soğuk okyanus akıntılarının oluşumuyla ilişkilendiriliyordu. Nature Communications dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, bu teoriyi tamamen sarsarak Atacama'nın ekstrem kuraklık koşullarının en az 40 milyon yıldır kesintisiz sürdüğünü ortaya koydu. Bu bulgu, And Dağları henüz ortada bile yokken bu bölgenin çölleştiği gerçeğini tescilliyor.
And Dağları Bile Yokken Var Olan Bir Çölün Keşfi
Almanya'daki Köln Üniversitesinden jeolog Benedikt Ritter-Prinz liderliğindeki uluslararası bir araştırma ekibi, Atacama'nın kalbinde yaptıkları saha çalışmalarında ezber bozan verilere ulaştı. Yaklaşık 130 bin kilometrekarelik bir alanı kaplayan bu çölün merkez bölgesi, yılda ortalama 5 milimetreden daha az yağış almasıyla biliniyor. Doğudaki yüksek And Dağları Atlantik'ten gelen nemli hava kütlelerini engellerken, batıdaki dik uçurumlar Pasifik sisinin iç kısımlara ilerlemesini durduruyor. Ancak son jeolojik analizler, bu bariyer mekanizmalarının çölün oluşumunu başlatan ana unsur olmadığını, sadece mevcut kuraklığı şiddetlendirdiğini netleştirdi. Elde edilen bulgular, aşırı kurak merkez çekirdeğin Orta ila Geç Eosen döneminde (47,8 ila 33,9 milyon yıl önce) kurulduğunu net bir biçimde belgeliyor.
Yağışın bu denli uzun süreler boyunca yokluğu, bölgedeki aşınma ve erozyon süreçlerini neredeyse tamamen durdurmuş vaziyettedir. Milyonlarca yıl içinde yüzeyde un benzeri, kabarık bir alçı taşı (jips) tozu tabakası birikmiş durumdadır. Araştırma ekibi, bu kalın toz tabakasının kritik bir seviyeye ulaştıktan sonra nadir görülen yağmurları emdiğini ve çöl yüzeyinin yapısını milyonlarca yıl boyunca değiştirmeden koruduğunu saptadı. Bilim haberleri gündemine oturan bu durum, yeryüzünün kesintisiz olarak en uzun süre kuru kalan bölgesinin neresi olduğu sorusuna da kesin bir yanıt sunuyor. And Dağları'nın yükselişinden milyonlarca yıl önce başlayan bu süreç, küresel iklim sistemlerinin ve çöl oluşum mekanizmalarının yeniden incelenmesini zorunlu kılıyor.
Kozmik Işınlar ve Kuvars Çakılları ile Zaman Yolculuğu
Araştırmacıların bu şaşırtıcı sonuca ulaşması hiç de kolay olmadı. Ekip, çölün en ücra köşelerine arazi araçlarıyla ulaşarak rüzgar erozyonuna ve kimyasal aşınmaya karşı olağanüstü direnç gösteren kuvars çakılları topladı. Saha çalışması sırasında karşılaşılan zorlukları anlatan Ritter-Prinz, bazı bölgelerde iki metre derinliğe ulaşan jips tozu bataklıklarına batma tehlikesi atlattıklarını belirtiyor. Toplanan bu kuvars örnekleri, laboratuvarda kozmojenik nükleid analizine tabi tutuldu. Kozmojenik nükleidler, uzay boşluğundan gelen yüksek enerjili kozmik ışınların yeryüzündeki nesnelere çarpması sonucu oluşan neon ve berilyum gibi elementlerin nadir izotoplarıdır.
Laboratuvar testleri, toplanan örneklerin yaklaşık yüzde 24'ünün beklenenden çok daha yüksek seviyede kozmojenik nükleid barındırdığını gösterdi. Bu durum, söz konusu taşların en az 45 milyon yıldır hiçbir toprak kayması, sel ya da erozyona uğramadan doğrudan gökyüzüne bakar vaziyette yüzeyde kaldığını kanıtlıyor. Taşların bu kadar uzun süre boyunca yer değiştirmeden ve aşınmadan kalabilmesi, ancak mutlak bir kuraklık rejimi sayesinde mümkündür. Önceki çalışmalar kuraklığın başlangıcını Miyosen dönemine (20 ila 15 milyon yıl önce) tarihlerken, kozmik ışınların kuvars taşlarındaki bu kalıcı izleri, kronolojiyi iki kat geriye, yani Eosen dönemine kadar çekti.
Eosen İklim Dönemi ve Biyoçeşitliliğin Evrimi
Jeologlar, Atacama'nın sanılandan çok daha önce kurumasının nedenini küresel atmosferik değişimlerde arıyor. Çölün merkez çekirdeği, And Dağları'nın nemi kesmesinden ziyade, Eosen Dönemi İklim Optimumu (54 ila 49 milyon yıl önce) sonrasında yaşanan küresel soğuma evresiyle birlikte kurumaya başladı. Söz konusu optimum dönemde atmosferdeki karbondioksit miktarı tavan yapmış ve küresel sıcaklıklar sanayi öncesi dönemin 10 ila 16 santigrat derece üzerine çıkmıştı. Bu sıcak dönemin ardından gelen ani soğuma ve kuraklaşma dalgası, Atacama'daki aşırı kurak yapının temelini attı. Gelecekte yürütülecek iklim modelleme çalışmaları, bu geçişin küresel dinamiklerini daha net açıklayacaktır.
Bu keşif, sadece yer bilimlerini değil, aynı zamanda biyoloji haberleri dünyasını da yakından ilgilendiriyor. Kuraklığın başlangıç tarihinin değişmesi, bölgedeki bitki ve hayvan popülasyonlarının evrimsel geçmişini de yeniden yazdırıyor. Aşırı kurak koşulların aniden yerleşmesi, antik dönemdeki birçok göç güzergahının kapanmasına ve canlı gruplarının izole kalmasına yol açtı. Bu izolasyon, belirli türlerin genetik olarak ayrışmasını ve tamamen bu ektrem ortama uyum sağlayan yeni endemik türlerin doğmasını tetikledi. Dolayısıyla Atacama, yaşamın en zorlu çevre koşullarına nasıl uyum sağladığını ve türleşmenin sınırlarını anlamak adına devasa bir laboratuvar işlevi görmeyi sürdürüyor.
Kaynak: livescience.com Atacama Desert’s center dried out 20 million years earlier than previously thought — before the Andes formed
BilimBox Yorumu: Bir coğrafyanın tarihini incelerken dağlar gibi devasa kütleleri genellikle en eski ve sabit unsurlar olarak görme eğilimindeyiz. Ancak bu araştırma, doğanın kronolojik hiyerarşisini altüst ediyor; karşımızda koskoca And Dağları silsilesinden bile daha yaşlı, 40 milyon yıldır hiç değişmeden gökyüzüne bakan taşların olduğu bir çöl var. Kozmik ışınların taşlar üzerinde bıraktığı milyarlarca yıllık izleri okuyabilmek, jeolojinin geldiği büyüleyici noktayı özetliyor. 45 milyon yıl boyunca tek bir sel suyunun, tek bir güçlü nehrin yerinden oynatmadığı kuvars çakılları, gezegenimizin iklim istikrarının ya da bir başka deyişle "istikrarlı ekstremitesinin" canlı birer anıtı gibi. Bu veri, küresel ısınma ve çölleşme süreçlerini modellediğimiz günümüzde, lokal bariyerlerin (dağlar, akıntılar) iklimi başlatıcı değil, sadece modifiye edici olduğunu anlamamız açısından hayati bir önem taşıyor. Yaşamın kökenlerini ve sınırlarını çok uzak gezegenlerde ararken, kendi dünyamızdaki bu kadim ve sessiz laboratuvarların sunduğu evrimsel perspektifleri çok daha derinlemesine okumamız gerekiyor.
Bu makale güvenilir kaynaklardan yapay zeka yardımıyla çevrilmiş ve Gökhan Yalta tarafından kontrol edilip düzenlenerek yayına alınmıştır. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.