5500 Yıl Önceki Toplu Çocuk Ölümlerinin Arkasındaki Sır Çözüldü: Veba
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Sibirya Mezarlıklarındaki Gizemli Çocuk Ölümleri
- Genetik Veriler Ezberleri Nasıl Bozdu?
- Geçmişin Ölümcül Silahı: Süperantijen Faktörü
Kara Ölüm denildiğinde akla ilk gelen görüntüler, Orta Çağ'ın pislik içindeki dar sokakları, kanalizasyon sularının karıştığı caddeler ve her yeri istila etmiş farelerdir. Tıp tarihi, veba salgınlarının yerleşik hayata geçiş, tarım devrimi ve kalabalık kentlerin kurulmasıyla paralel bir yıkım gücüne ulaştığını kabul eder. Ancak Sibirya'nın donmuş topraklarında yürütülen yeni bir genetik araştırma, insanlığın bu en eski düşmanının hikayesini çok daha geriye, avcı-toplayıcı toplulukların dönemine taşıyor. Şehirler henüz ufukta bile yokken, tarımın esamesi okunmazken, ölümcül bir bakterinin küçük insan gruplarını aile boyu yok ettiği ortaya çıktı.
Sibirya Mezarlıklarındaki Gizemli Çocuk Ölümleri
Doğu Sibirya'daki Baykal Gölü yakınlarında bulunan dört farklı avcı-toplayıcı mezarlığı, arkeologları otuz yılı aşkın süredir bir bilmeceyle karşı karşıya bırakmıştı. 1990'lardan bu yana kazılan bu alanlarda, çocukların ve genç yaştaki bireylerin yoğunluğu dikkat çekiyordu. Normal şartlarda bir topluluğun demografik yapısıyla uyuşmayan bu ani ölüm dalgalarının sebebi bilinmiyordu. Karbon tarihlendirme yöntemleri, bu insanların çok kısa zaman dilimleri içinde, adeta peş peşe toprağa verildiğini gösteriyordu. Hatta bazı mezarlarda kardeşler, anne-babalar ve çocukları bir arada yatıyordu. Kalabalık şehirlerin, ticaret ağlarının bulunmadığı bu erken dönemde, böylesine hızlı bir nüfus kırılmasına neyin yol açtığı büyük bir soru işaretiydi.
Genetik Veriler Ezberleri Nasıl Bozdu?
Uluslararası bir bilim insanı ekibi, bu gizemi çözmek için antik diş kalıntılarının derinliklerine indi. Diş minesinin koruyucu yapısı sayesinde günümüze kadar ulaşan antik DNA parçacıkları dizilendiğinde, ezberleri bozan bir gerçekle karşılaşıldı. İncelenen 46 bireyin 18'inde, yani yaklaşık yüzde 40'ında veba hastalığına yol açan Yersinia pestis bakterisinin izlerine rastlandı. Bu oran, Orta Çağ'daki toplu veba mezarlıklarında elde edilen bulgulardan bile daha yüksekti. Kopenhag ve Cambridge üniversitelerinden uzmanların yürüttüğü bu çalışma, arkeoloji dünyasında taşları yerinden oynattı. Bugüne kadar ilk veba türlerinin daha hafif seyrettiği, hastalığın ancak pireler yoluyla bulaşma yeteneği kazandıktan sonra ölümcülleştiği tahmin ediliyordu. Ancak yeni veriler, bakterinin henüz evrimsel gelişiminin başındayken bile son derece saldırgan olduğunu kanıtladı.
Geçmişin Ölümcül Silahı: Süperantijen Faktörü
Peki, pireler vasıtasıyla hayvandan insana hızlı geçiş mekanizması henüz tam olarak gelişmemişken bu bakteri nasıl bu kadar ölümcül olabiliyordu? Yanıt, antik suşların genetik haritasında gizliydi. Araştırmacılar, günümüzdeki ya da Orta Çağ'daki veba türlerinde görülmeyen, geçmişe ait özel bir süperantijen geni tespit ettiler. Bu genetik faktör, vücuda girdiğinde bağışıklık sistemini kelimenin tam anlamıyla çileden çıkaran bir toksin üretiyordu. Aşırı bir inflamasyon (iltihaplanma) dalgasını tetikleyen bu organizma, özellikle bağışıklık sistemi yetişkinler kadar güçlü olmayan çocukları ve gençleri hedef alıyordu. Avcı-toplayıcı grupların bölgedeki dağ sıçanları (marmotlar) ile olan yakın teması, virüsün doğrudan hayvandan insana geçişine zemin hazırlamıştı. Bir aile üyesine bulaşan hastalık, yakın temasla hızla diğer aile fertlerine sirayet ediyor ve küçük toplulukları haritadan siliyordu.
Kaynak: sciencedaily.com Ancient DNA reveals plague was already killing humans 5,500 years ago
BilimBox Yorumu: Bu keşif, insan-patojen ilişkisine bakış açımızı kökten değiştirme potansiyeline sahip. Genellikle salgın hastalıkların kitlesel ölümlere yol açabilmesi için şehirleşme, yoğun nüfus ve ticaret gibi modern medeniyet unsurlarının gerekliliği savunulurdu. Ancak görüyoruz ki biyolojik tehditler, insanlık henüz kabileler halinde, doğayla iç içe ve izole yaşarken bile evrimsel olarak en tehlikeli silahlarını kuşanabiliyormuş. Antik veba suşunda bulunan ve sonraki dönemlerde ortadan kalkan "süperantijen" varlığı, evrimin her zaman doğrusal bir hat izlemediğini, aksine patojenlerin erken dönemlerde çok daha agresif denemeler yapabildiğini gösteriyor. Çocuk ölümlerinin bu denli yüksek olması, o dönemki insan topluluklarının geleceğini, nüfus dinamiklerini ve belki de göç yollarını doğrudan etkilemiş olmalı. Moleküler arkeolojinin ulaştığı bu seviye, bize sadece insanların nasıl yaşadığını değil, hangi mikroskobik düşmanlara karşı hayatta kalma mücadelesi verdiğini de tüm çıplaklığıyla anlatıyor.
Bu makale güvenilir kaynaklardan yapay zeka yardımıyla çevrilmiş ve Gökhan Yalta tarafından kontrol edilip düzenlenerek yayına alınmıştır. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.