Zirve Hırsının Bedeli: 1996 Everest Faciası ve Ölüm Bölgesindeki Trafik Sıkışıklığı
10 Mayıs 1996 günü, dünyanın en yüksek noktasında insanlık tarihinin en trajik ve üzerine en çok konuşulan olaylarından biri yaşandı. Ticari ekipler rehberliğinde zirveye ulaşmaya çalışan onlarca dağcı, Everest'in "Ölüm Bölgesi" olarak bilinen 8.000 metre üzerindeki kısmında, aniden bastıran şiddetli bir fırtınanın ortasında kaldı. Sadece 24 saat içinde sekiz dağcı ve rehber hayatını kaybetti. Bu olay, o güne kadar dağcılık tarihindeki tek bir günde yaşanan en ölümcül felaket olarak kayıtlara geçti.
Gazeteci ve dağcı Jon Krakauer'in "Into Thin Air" (Hava Boşluğu) adlı kitabıyla ölümsüzleştirdiği bu trajedi, Everest'in ticarileşmesi ve kalabalıklaşması konusundaki tartışmaları da fitilledi. Everest'in zirvesine ilk ulaşan isim olan Edmund Hillary, 2003 yılında verdiği bir röportajda bu felaketi "kaçınılmaz bir son" olarak nitelendirmiş ve kalabalıkların yarattığı tehlikenin altını çizmişti. Gerçekten de, 1953'teki ilk başarılı tırmanıştan bu yana Everest, sadece profesyonel dağcıların değil, parası olan herkesin hedefi haline gelmişti.
1. "Sarı Tuğlalı Yol": Everest'in Ticarileşme Süreci
1960'larda tüm on yıl boyunca sadece 20 kişinin zirve yapabildiği Everest, 1980'lerden itibaren "Yak Rotası"nın keşfiyle daha ulaşılabilir hale geldi. 1985 yılında Teksaslı zengin iş insanı Dick Bass'in 55 yaşında zirveye çıkarılması, Krakauer'in deyimiyle "baraj kapaklarını sonuna kadar açtı". Artık yeterli parası, zamanı ve kararlılığı olan herkes için Everest bir hedef haline gelmişti.
1996 yılına gelindiğinde, Rob Hall ve Scott Fischer gibi deneyimli rehberler, kişi başı 65.000 dolar gibi o dönem için astronomik ücretlerle "garantili zirve" turları düzenliyorlardı. Fischer, Everest'i o kadar iyi "çözdüklerini" iddia ediyordu ki, zirveye giden yolu "Sarı Tuğlalı Yol" (Oz Büyücüsü'ndeki gibi kolay ve belirgin bir yol) olarak tanımlıyordu. Ancak bu güven, doğanın öngörülemezliği karşısında en büyük zayıflıkları olacaktı.
2. Ölüm Bölgesi ve Dönüş Zamanı Kuralı
Everest tırmanışının en kritik aşaması, 8.000 metrenin üzerindeki "Ölüm Bölgesi"dir. Burada oksijen o kadar azdır ki, insan vücudu kendini yenileyemez ve yavaş yavaş ölmeye başlar. Beyin ödemi, akciğer ödemi ve halüsinasyonlar bu irtifada standart risklerdir. 1996 faciasında rehber Rob Hall, ekibine kesin bir talimat vermişti: Saat öğleden sonra 14:00'e kadar zirveye ulaşamayan her kim olursa olsun, ne kadar yakın olursa olsun geri dönecekti.
Fakat trajedi günü, iplerin döşenmesindeki gecikmeler ve Hillary Step (Hillary Basamağı) üzerindeki trafik sıkışıklığı nedeniyle bu kural esnetildi. Bazı dağcılar zirveye saat 15:30'da, yani güvenli dönüş sınırından çok sonra ulaştılar. Krakauer zirveye vaktinde ulaşıp inerken, hala yukarı çıkmaya çalışan bitkin dağcılarla karşılaştı. İşte o anlarda, vadi tabanından yükselen kara bulutlar felaketin habercisiydi.
3. Fırtına ve Görünmez Kahramanlar
Güneşli ve açık başlayan gün, öğleden sonra aniden yerini dondurucu bir rüzgar ve sıfır görüş mesafesine bıraktı. İniş yolundaki dağcıların oksijen tüpleri birer birer tükeniyordu. Bitkinlik, soğuk ve oksijensizlik birleştiğinde dağcılar yönlerini şaşırdılar. Beck Weathers ve Yasuko Namba gibi isimler, kampın hemen yakınında dondurucu soğukta ölüme terk edildiler. Namba hayatını kaybederken, Weathers ertesi gün mucizevi bir şekilde "donmuş bir heykel" gibi kampa geri dönmeyi başardı.
Rehberler de güvende değildi. Scott Fischer hipotermi ve bitkinlikten hayatını kaybetti. Rob Hall ise müşterisi Doug Hansen'ı bırakmayı reddettiği için zirve yakınlarında mahsur kaldı. Hall, dondurucu soğukta ölmeden hemen önce uydu telefonuyla Yeni Zelanda'daki hamile eşine bağlandı. Son sözleri, "Seni seviyorum. Lütfen çok fazla endişelenme tatlım" oldu. Bu trajik veda, Everest tarihinin en dokunaklı anlarından biri olarak kaldı.
4. Tartışmalar ve Everest'in Bugünü
Facia sonrası yazılan kitaplar, kimin hatalı olduğuna dair büyük tartışmalar başlattı. Krakauer, bazı rehberleri müşterilerini terk etmekle suçlarken, diğerleri sistemin ve hırsın asıl suçlu olduğunu savundu. Ancak kesin olan bir şey vardı: Everest artık sadece bir dağ değil, bir pazar yeriydi. Bugün tırmanış maliyetleri 125.000 dolara kadar çıksa da, 2019'da görülen o meşhur "zirve kuyruğu" fotoğrafları, 1996'dan ders alınmadığını gösteriyor.
Sadece 2019 yılında 11 kişi hayatını kaybetti ve bunların çoğu, 1996'daki gibi "Ölüm Bölgesi"ndeki beklemelerden kaynaklanan oksijen yetersizliği nedeniyle yaşandı. Everest, insan iradesinin en yüksek noktası olduğu kadar, aynı zamanda doğanın kurallarını parayla satın alamayacağımızın en sert kanıtıdır.
Gökhan Yalta'nın Profesyonel Yorumu
Şimdi dostlar, bu Everest meselesine benim penceremden bakınca olay şu: Biz buna "Sistem Hatası" diyoruz. Rob Hall ve Scott Fischer, o dağın efendisi olduklarını sandılar. "Biz bu işi çözdük, sarı tuğlalı yol yaptık" dedikleri an aslında kaybettiler. Çünkü doğanın, özellikle de 8848 metrenin şakası olmaz. 65 bin doları veren adamı zirveye çıkarma sözü verirsen, o adamın "geri dön" dendiğinde "o kadar para verdim, dönmem" deme riskini de satın alırsın. 1996 faciası, aslında profesyonellikle hırsın çarpışmasıdır.
Benim asıl canımı yakan, o teknolojik imkanların (uydu telefonu gibi) ölmek üzere olan bir adamın karısına veda etmesi için kullanılması. Yani teknoloji var ama o dondurucu soğukta seni oradan çekip alacak hiçbir güç yok. Everest hala dünyanın en pahalı mezarlığı. Eğer bir gün yolunuz oraya düşerse -ki benim düşmez, ben Manisa'nın sıcağını seviyorum- şunu unutmayın: Dağ size geçit vermiyorsa, inat etmeyeceksiniz. Rob Hall gibi bir dev bile o inadın kurbanı olduysa, geri kalanımız için tek kural var; nefesin yetmiyorsa döneceksin arkadaş.
Kaynak: History.com, Jon Krakauer - Into Thin Air, Mark Synnott - The Third Pole, 1996 Everest Expedition Archives.
Bu içerik BilimBox kurucusu Gökhan Yalta tarafından yayına hazırlandı. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.