181 Yıllık Gizem Çözülüyor: Franklin Seferi’nde Ölen Denizcilerin Kimlikleri DNA ile Ortaya Çıkarıldı
19. yüzyılın en büyük denizcilik felaketlerinden biri olarak kabul edilen Franklin Seferi, aradan geçen yaklaşık iki yüzyıla rağmen hâlâ bilim insanlarının ve tarihçilerin ilgisini çekmeye devam ediyor. Kanada Arktik bölgesinde kaybolan ve 129 mürettebatın tamamının ölümüne yol açan trajik keşif yolculuğu, modern DNA teknolojileri sayesinde yeniden aydınlatılıyor. Son araştırmalar, Franklin Seferi’nde hayatını kaybeden dört denizcinin kimliğinin yaşayan akrabalarıyla yapılan DNA eşleştirmeleri sonucunda kesin olarak belirlendiğini ortaya koydu.
Kanada’daki Waterloo Üniversitesi öncülüğünde yürütülen çalışma, yalnızca kayıp denizcilerin kimliklerini açıklamakla kalmıyor, aynı zamanda seferin son günlerine dair önemli ipuçları da sunuyor. Bilim insanları, bulunan insan kalıntılarının hangi gemilerde görev yapan denizcilere ait olduğunu belirlerken, ölüm koşulları ve son yolculuk rotaları hakkında da dikkat çekici detaylara ulaştı.
Tarihin En Trajik Kutup Seferlerinden Biri
Franklin Seferi, İngiliz Kraliyet Donanması tarafından 1845 yılında başlatıldı. Seferin liderliğini deneyimli kaşif Sir John Franklin üstlenmişti. Amaç, Atlantik ve Pasifik Okyanuslarını birbirine bağlayacak Kuzeybatı Geçidi’ni keşfetmekti. HMS Erebus ve HMS Terror isimli iki güçlü keşif gemisiyle İngiltere’den ayrılan ekip, Kanada Arktik bölgesine doğru ilerledi.
Ancak keşif yolculuğu kısa süre sonra tarihin en büyük gizemlerinden birine dönüştü. Gemiler buzlar arasında mahsur kaldı ve 1848 yılına gelindiğinde seferde bulunan 129 kişinin tamamı hayatını kaybetti. O tarihten sonra yapılan onlarca arama çalışması, yıllarca kayıp gemilerin ve mürettebatın izini sürmeye çalıştı.
Son yıllarda ise modern arkeoloji ve genetik bilimi sayesinde Franklin Seferi’nin karanlık noktaları tek tek aydınlatılmaya başladı. Özellikle Kanada Arktik bölgesinde bulunan insan kalıntıları üzerinde yapılan DNA analizleri, araştırmacılara tarihi olayları yeniden inşa etme fırsatı veriyor.
Kimlikleri Belirlenen Dört Denizci
Yeni araştırmada kimliği doğrulanan isimlerden biri William Oren oldu. Oren, HMS Erebus gemisinde görev yapan bir denizciydi ve Erebus Körfezi civarında yaşamını yitirdi. Aynı bölgede ölen bir diğer kişi ise genç yaşta sefere katılan David Young olarak belirlendi. Young, gemide “first class boy” olarak görev yapıyordu.
Kimliği tespit edilen üçüncü isim John Bridgens oldu. Bridgens, alt rütbeli subayların hizmetinden sorumlu bir görevliydi ve yine HMS Erebus mürettebatı arasında yer alıyordu.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri ise Harry Peglar hakkında ortaya çıktı. HMS Terror gemisinde “Captain of the Foretop” görevini üstlenen Peglar’ın kalıntıları, terk edilen buzlu gemilerin bulunduğu noktadan yaklaşık 125 mil uzaklıkta bulundu. Bu durum, Peglar’ın ölümünden önce Arktik koşullarda çok uzun bir mesafe kat ettiğini gösteriyor.
Bilim insanlarına göre Peglar büyük ihtimalle tek başına yaşam mücadelesi verdi ve sonunda zorlu doğa koşullarına yenik düştü. Daha da ilginç olan detay ise Peglar’a ait bazı belgelerin 1859 yılında başka bir kişinin cesedi üzerinde bulunmuş olmasıydı. Bu durum, mürettebat üyelerinin hayatta kalma mücadelesi sırasında ekipman ve kişisel eşyaları birbirleri arasında paylaştığını düşündürüyor.
DNA Teknolojisi Tarihi Yeniden Yazıyor
Araştırmacılar, bulunan kemik örneklerinden elde edilen DNA verilerini yaşayan torunlarla karşılaştırarak kimlik doğrulaması gerçekleştirdi. Bu yöntem, son yıllarda arkeolojik araştırmalarda giderek daha önemli hale geldi. Özellikle tarihi felaketlerde hayatını kaybeden kişilerin kimliklerinin belirlenmesinde genetik analizler büyük rol oynuyor.
Waterloo Üniversitesi’nden Douglas Stenton, elde edilen bulguların yaşayan aile bireyleri açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Stenton’a göre bu keşifler, denizcilerin nasıl öldüğüne ve nerede hayatlarını kaybettiklerine dair daha önce bilinmeyen ayrıntıları ortaya çıkarıyor.
Franklin Seferi uzun yıllardır yalnızca bir keşif hikâyesi değil, aynı zamanda insan dayanıklılığının sınırlarını gösteren dramatik bir trajedi olarak kabul ediliyor. Açlık, dondurucu soğuk, hastalık ve izolasyon gibi faktörlerin mürettebat üzerinde büyük etkiler yarattığı düşünülüyor.
Arktik’teki Büyük Gizem Hâlâ Tam Olarak Çözülmedi
HMS Erebus ve HMS Terror gemilerinin enkazları son yıllarda keşfedilmiş olsa da, seferin son günlerinde tam olarak neler yaşandığı hâlâ bilinmiyor. Araştırmacılar yeni DNA analizleri, arkeolojik kazılar ve tarihi kayıtlarla olayların kronolojisini yeniden oluşturmaya çalışıyor.
Özellikle Arktik bölgesinde bulunan korunmuş insan kalıntıları, bilim dünyası için benzersiz bir veri kaynağı oluşturuyor. Dondurucu koşullar nedeniyle iyi korunan kemikler ve eşyalar, 19. yüzyıl denizcilik tarihine dair eşsiz bilgiler sunuyor.
Gökhan Yalta’nın Yorumu
Franklin Seferi’nin hikâyesi yalnızca bir keşif faciası değil, aynı zamanda insanlığın bilinmeyene ulaşma tutkusu uğruna ne kadar büyük riskler alabildiğinin güçlü bir örneğidir. Modern DNA teknolojilerinin bugün 180 yıldan daha eski insan kalıntılarını bile kimliklendirebilmesi, bilimsel ilerlemenin tarih araştırmalarını nasıl dönüştürdüğünü açık biçimde gösteriyor.
Özellikle Harry Peglar’ın ölümünden önce yüzlerce kilometreye yakın bir mesafe kat etmiş olması, mürettebatın son ana kadar hayatta kalmaya çalıştığını ortaya koyuyor. Bu tür bulgular, Franklin Seferi’nin yalnızca tarih kitaplarında kalan bir trajedi olmadığını; hâlâ yeni keşiflerle yaşayan bir bilimsel araştırma alanı olduğunu kanıtlıyor.
Gelecekte yapılacak yeni DNA analizleri ve Arktik kazıları sayesinde, 19. yüzyılın en büyük denizcilik gizemlerinden biri tamamen çözülebilir.
Kaynak: Archaeology.org, Live Science, University of Waterloo, Journal of Archaeological Science: Reports, Polar Record
Bu içerik BilimBox kurucusu Gökhan Yalta tarafından yayına hazırlandı. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.