Gençleşme İlacı Farelerde Ağır Beyin Hasarına Yol Açtı
Uzun ve sağlıklı bir ömür sürme arzusu, modern biyomedikal araştırmaların en dinamik kulvarlarından birini oluşturuyor. Yaşlanma etkilerini geciktirmek, hatta hücreleri gençleştirmek amacıyla geliştirilen bazı popüler ilaç kombinasyonları, son yıllarda biyoteknoloji dünyasında büyük bir merakla takip ediliyordu. Ancak laboratuvarlardan gelen son veriler, bu alandaki kontrolsüz iyimserliğe adeta set çekti. Yaşlanma karşıtı tedavilerde sıkça adı geçen ve hücre yenilenmesini desteklediği iddia edilen popüler bir ilaç kokteyli, fareler üzerinde yürütülen deneylerde beklenmedik bir biçimde ağır beyin hasarına neden oldu. Bilim insanları, bu kimyasal bileşimin sinir liflerini koruyan miyelin kılıfına ciddi zararlar verdiğini ve tıp literatüründe "kemoterapi beyni" olarak adlandırılan bilişsel çöküşe benzer bir tablo yarattığını saptadı.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Connecticut Üniversitesi (UConn) Tıp Fakültesi bünyesinde gerçekleştirilen bu kapsamlı araştırmanın sonuçları, prestijli bilim dergisi PNAS platformunda yayımlandı. Uzmanlar, "dasatinib ve kuersetin" (D+Q) adı verilen ilaç ikilisinin, beyindeki elektrik sinyallerinin hızlı ve verimli iletilmesini sağlayan koruyucu miyelin tabakasını adeta yok ettiğini gözlemledi. Hücresel yaşlanmayı durdurması ümit edilen bu formülün, hem genç hem de yaşlı deneklerde sinir sistemini tahrip ettiği anlaşıldı. Küresel çapta büyük yankı uyandıran bu sağlık haberleri, özellikle uzun yaşam uğruna klinik onay süreçlerini beklemeden bireysel olarak bu tür takviyeleri kullanan kitleler için çok ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Elde edilen bulgular, yaşlanmayı geciktirmeyi hedeflerken merkezi sinir sisteminde geri dönüşü zor yaralar açılabileceğini net biçimde ortaya koydu.
Genç Beyinler Tehlikeye Karşı Daha Savunmasız
Araştırma ekibinin liderliğini üstlenen immünolog Stephen Crocker, ilaç kokteyli enjekte edilen deneklerde miyelin tabakasının hızla ortadan kaybolduğunu ifade etti. Şaşırtıcı olan ise, bu yıkıcı etkinin yaşlı farelere kıyasla genç deneklerde çok daha agresif ve ağır seyretmesidir. Bilindiği üzere miyelin kılıfında meydana gelen erimeler; vücutta uyuşma, şiddetli ağrı, yürüme zorluğu, koordinasyon kaybı ile bellek bozuklukları gibi ağır nörolojik defektleri beraberinde getiriyor. Bu durum, tıp dünyasında multipl skleroz (MS) hastalığının da en temel karakteristik özelliği şeklinde kabul görüyor.
Esasen dasatinib ve kuersetin kombinasyonu, vücutta biriken ve kronik iltihaplanmaya yol açan yaşlı hücreleri (senesent hücreler) temizleme yeteneğiyle ün kazanmıştı. Bu özellikleri sebebiyle tip 2 diyabet ve Alzheimer gibi hastalıkların klinik çalışmalarında da bu ikiliden yararlanılması planlanıyordu. Ancak beynin bu kimyasallara nasıl tepki verdiği konusu bugüne kadar büyük oranda karanlıkta kalmıştı. Sinir sistemindeki tamir süreçlerini incelemek isteyen sinirbilimciler, ilacın oligodendrosit adı verilen ve miyelin üretmekle görevli olan özel beyin hücrelerini nasıl etkilediğini görebilmek adına bu deneyi tasarladı.
Hücreler Ölmedi Ama Çocukluk Evresine Geri Döndü
Deney kapsamında 6 ila 9 aylık genç fareler ile 22 aylık yaşlı fareler mercek altına alındı. Normal şartlarda sağlıklı bir beyinde sinir liflerinin etrafını saran miyelin tabakasının kalın ve koruyucu bir yapıda olması beklenir. Fakat D+Q tedavisine maruz kalan deneklerin beyin tomografilerinde, iki beyin yarım küresini birbirine bağlayan ve kritik fonksiyonları yöneten korpus kallozum yapısının ağır hasar aldığı tespit edildi. Kanser hastalarının kemoterapi seanslarından sonra yaşadığı odaklanma bozukluğu, kafa karışıklığı ve zihinsel bulanıklık semptomlarıyla bu hasar modelinin birebir örtüştüğü saptandı.
Hasarlı dokuları moleküler düzeyde inceleyen uzmanlar, daha da şaşırtıcı bir hücresel savunma mekanizmasıyla karşılaştı. Miyelin üreten oligodendrosit hücrelerinin bu ağır kimyasal stres altında ölmediği, bunun yerine olgun yapılarını kaybederek fonksiyonel olmayan ilkel, çocuksu bir forma gerilediği anlaşıldı. İlacın hücrelerin ihtiyaç duyduğu enerjiyi adeta boğduğu, hücrelerin de hayatta kalabilmek adına kendi karmaşık yapılarını küçülterek işlevsiz bir gençlik evresine döndüğü belirlendi. Bu metabolik gerileme, MS hastalarının beyin dokularında görülen gizemli ve işlevsiz hücre popülasyonuyla inanılmaz bir benzerlik gösteriyor.
Multipl Skleroz Tedavisi İçin Yeni Bir Umut
Bu korkutucu hasar tablosu, madalyonun diğer yüzünde MS hastalığının tedavisi için yepyeni bir kapı aralayabilir. Keşif sayesinde, multipl skleroz hastalarında miyelin üreten hücrelerin tamamen ölmediği, sadece ağır stres altında işlevsiz bir ilkel forma dönüştüğü teorisi güç kazandı. Eğer bu hücreler tamamen yok olmuyorsa, onları yeniden uyandırıp eski fonksiyonel hallerine döndürmek de teorik olarak mümkün demektir.
Araştırmacılar şimdi laboratuvarda bu gerileme sürecini taklit ederek, çocuksu forma bürünen hücrelerin beyni yeniden tamir etmesini sağlayacak moleküler tetikleyiciler üzerinde çalışıyor. Yaşlanma karşıtı bir formülün yarattığı bu ağır tahribat, ironik bir biçimde nörolojik hastalıkların tedavisinde hücresel geri dönüşümün şifrelerini çözebilir. Klinik testlerin bir sonraki evresinde, bu hücresel esnekliğin insan beyninde nasıl manipüle edilebileceği sorusuna yanıt aranacak.
Kaynak: sciencedaily.com Popular anti-aging drug combo caused severe brain damage in mice
Gökhan Yalta'nın Yorumu: Son yıllarda silikon vadisi milyarderlerinin ve biyohackerların dilinden düşmeyen bir mevzu var: "Uzun yaşamak, yaşlanmayı durdurmak, hücreleri gençleştirmek." İşte bu uğurda en çok pazarlanan, internette reçetesizce kapışılan kombinasyonların başında bu Dasatinib ve Kuersetin ikilisi geliyordu. UConn Tıp Fakültesi'nin yaptığı bu fare deneyi, kulaktan dolma bilgilerle, laboratuvar onayları tamamlanmadan anti-aging hapları yutan kitlelerin suratına inmiş sert bir bilimsel tokattır. Gençleşeceğim derken beynin bilgi otobanı olan miyelin kılıfını eritmek, bildiğiniz kemoterapi beyni sendromuna veya daha kötüsü yapay bir MS (Multipl Skleroz) hastalığına davetiye çıkarmaktır. Genç farelerin bu hasardan daha çok etkilenmesi ise durumun vehametini ikiye katlıyor. Vücudun biyolojisi öyle "iki hap yutayım, yaşlı hücreleri cımbızla seçip atayım" diyebileceğiniz kadar basit bir mühendislik yapısında değil; bir tarafı yaparken beynin enerji santrallerini boğup oligodendrosit hücrelerini felç edebiliyorsunuz. Tabii işin ironik tarafı, bu hasar mekanizmasının deşifre edilmesiyle MS hastalığının gizemli bir hücresel sırrı çözülmüş oldu. Hücrelerin ölmediğini, sadece stresten dolayı çocuksu ve işlevsiz bir moda küçüldüğünü görmek, gelecekte o hücreleri yeniden uyandırıp MS'i tedavi edebileceğimiz anlamına gelebilir. Bilim budur işte; bazen şifa ararken zehri bulursunuz, o zehrin içindeki mekanizma da size bambaşka bir ölümcül hastalığın anahtarını verir. Klinik deneyler yüzde yüz güvenilirlik vermeden kimse bu ömür uzatma çılgınlıklarına meze olmamalıdır.