Gökyüzündeki Tonlarca Su: Pamuk Gibi Görünen Bulutlar Neden Yere Düşmüyor?
Hızlı Erişim / İçindekiler
Gökyüzünün Hafif Görünen Ağır Yükü
Bulutların Havada Kalmasını Sağlayan Üç Fiziksel Etken
Görünmez Yukarı Hava Akımlarının Gücü
Yağmurun Başlaması: Boyut Değişiminin Sonucu
Yaz aylarında gökyüzünde süzülen, pamuk tarlalarını andıran beyaz kümülüs bulutları, ilk bakışta hafiflik hissi uyandırır. Ancak bu estetik manzara, arkasında şaşırtıcı bir ağırlık barındırır. Standart bir kümülüs bulutu, atmosferde yaklaşık yarım milyon kilogram, yani 500 ton su taşır. Bu miktar kabaca 100 yetişkin Afrika filine, beş mavi balinaya ya da tamamen dolu bir Boeing 747 yolcu uçağına eşdeğerdir. Bu denli büyük bir kütlenin başımızın üzerinde hiçbir yere tutunmadan asılı kalması, doğanın en zarif dengelerinden biridir. Bulutun yere çakılmasını engelleyen süreç, üç farklı fizik mekanizmasının ortak ortaklığıyla açıklanır.
Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) tarafından paylaşılan standart verilere göre, tipik bir kümülüs bulutu atmosferde yaklaşık bir kilometreküp, yani bir milyar metreküplük bir hacim kaplar. Atmosfer bilimcileri, bu bulut türünün içindeki sıvı su yoğunluğunu metreküp başına ortalama yarım gram olarak hesaplıyor. Bu iki değer çarpıldığında ortaya çıkan 500 bin kilogramlık kütle, bulutun aslında büyük oranda boş havadan oluştuğunu, su damlacıklarının ise devasa bir hacme dağıldığını gösterir. Ağır olan kısım su olsa da onu havada tutan şey etrafındaki gaz kütlesidir.
Bulutların Havada Kalmasını Sağlayan Üç Fiziksel Etken
Bulutların havada kalışını sadece basit bir sis tabakası ve hava direnciyle açıklamak eksik bir yaklaşım olur. İşin aslı, kaldırma kuvveti ile başlayan moleküler bir dengeye dayanır. Bulutla kaplı hava kütlesinin yoğunluğu, şaşırtıcı bir şekilde etrafındaki kuru havadan daha düşüktür. Suyun gaz hali olan su buharı, havayı oluşturan ana gazlardan daha hafiftir. Bir su molekülünün moleküler ağırlığı 18 iken, azotun 28, oksijenin ise 32'dir. Dolayısıyla sıcak ve nemli bir hava parseli, aynı basınçtaki soğuk ve kuru havaya göre daha az yoğundur. Su damlacıklara dönüştükten sonra denklem karmaşıklaşsa da bulutu oluşturan ana hava kütlesi çevresine göre sıcak ve hafif kalmaya devam eder. Yoğun olan dış ortam, bu hafif yapıyı alttan destekleyerek yukarıda tutar.
Sürecin ikinci ayağını ise kinetik hareket oluşturur. Kümülüs bulutları sadece gökyüzünde durmaz, aynı zamanda aşağıdan gelen sıcak hava sütunları, yani dikey hava akımları (updraft) tarafından sürekli olarak yukarı doğru itilir. NASA'nın konvektif bulut oluşumu verilerine göre, güneşin ısıttığı yeryüzünden yükselen hava, yukarı tırmandıkça genişler ve soğur. Çiy noktasına ulaşan su buharı; toz, deniz tuzu veya polen gibi mikroskobik aerosol parçacıklarının etrafında yoğuşmaya başlar. Yoğuşma esnasında açığa çıkan gizli ısı, hava parselini daha da ısıtarak yükselme ivmesini artırır. Bulutun merkezinde saniyede birkaç metre hızla yukarı doğru hareket eden kesintisiz bir akış mevcuttur. Damlacıklar durağan bir havada değil, sürekli yükselen bir asansörün içinde seyahat eder.
Görünmez Yukarı Hava Akımlarının Gücü
Üçüncü bileşen ise damlacıkların kendi fiziksel boyutlarında gizlidir. Bir kümülüs bulutunu oluşturan su taneciklerinin çapı ortalama 20 mikrometre, yani milimetrenin yüzde ikisi kadardır. Bu büyüklükteki bir damlacığın durgun havada aşağı doğru düşme hızı (limit hızı) saniyede sadece 1 ila 2 santimetredir. Bulutun içindeki dikey hava akımları ise bu hızdan katbekat daha güçlüdür. Saniyede iki metre hızla yükselen bir hava akımının içinde, saniyede bir santimetre hızla aşağı düşmeye çalışan bir su damlası neticede yukarı doğru taşınır. Akışkanın net hareketi yukarı yönlü olduğu için yerçekimi bu mikro kütlelere karşı etkisiz kalır.
Kıyaslama yapmak gerekirse, standart bir yağmur damlasının çapı yaklaşık 2 milimetredir. Bu da bulut damlacığının yüz katı bir çapa ve dolayısıyla muazzam bir kütle farkına işaret eder. Büyük bir yağmur damlası saniyede yaklaşık 9 metre hızla yere doğru düşer. Bu hız, en güçlü yukarı yönlü hava akımlarını bile delip geçebilecek kadar yüksektir. Damlacık büyüdükçe havanın direnç mekanizması kırılır ve dikey akımların taşıma kapasitesi aşılmış olur.
Yağmurun Başlaması: Boyut Değişiminin Sonucu
Yüzen bir bulutun yağmur bırakan bir yapıya dönüşmesi, tamamen damlacıkların boyut değiştirmesiyle ilgilidir. Bulut içindeki türbülans nedeniyle sürekli çalkalanan küçük damlacıklar birbirine çarparak birleşir ve kütle kazanır. Çapı 20 mikrometreden 200 mikrometreye çıkan bir damlanın düşüş hızı saniyede 70 santimetreye fırlar. Boyut 2 milimetreye ulaştığında ise hız artık saniyede 9 metredir. Bu aşamada düşüş hızı yukarı yönlü hava akımını bastırır ve yağış başlar. Bulutun altından süzülen bir yağmur damlası, yukarıda geçirdiği süre boyunca kütlesini yaklaşık bin kat artırmış demektir.
Fırtına bulutları, yani kümülonimbuslar, sıradan kümülüs bulutlarına kıyasla çok daha fazla su barındırır. Tipik bir fırtına bulutunun kütlesi 500 ton değil, milyonlarca ton su anlamına gelir. Bu devasa kütleyi havada tutabilmek için saniyede 30 metreyi aşan çok daha agresif dikey hava akımları devreye girer. Bu şiddetli akımlar, aşırı soğumuş su katmanları arasında yukarı aşağı savrulan dolu tanelerini dakikalarca havada tutabilir. Ne zaman ki yukarı doğru olan bu hava akımı zayıflar, işte o zaman toplanan tüm kütle aniden yere iner. Fırtınalarda yaşanan şiddetli sağanak patlamalarının sebebi budur. Güzel havalarda gördüğümüz kümülüsler ise sakin bir dengeyi temsil eder. Bu dengeden herhangi bir bileşeni çektiğinizde bulutun karakteri değişir; hava soğursa bulut çöker, akım durursa dağılır, damlacıklar büyürse yağmur başlar. Gökyüzündeki o sakin duruş, aslında kusursuz işleyen bir mekanik ortaklığın görsel sonucudur.
Kaynak: Space Daily A single cumulus cloud — the kind that looks like a fluffy...
BilimBox Yorumu: Başımızı kaldırıp baktığımızda tamamen statik ve hafif hissettiren bir bulutun, aslında tepemizde gezen yüzlerce tonluk bir su kütlesi olduğunu bilmek doğaya olan bakışımızı değiştiriyor. İnsan algısı, görünmez hava akımlarının ve mikroskobik ölçekteki kuvvetlerin gücünü kavramakta genellikle yetersiz kalır. Ancak bu durum, arka planda muazzam bir akışkanlar mekaniğinin kusursuzca çalıştığı gerçeğini değiştirmiyor. Doğanın dikey termal akımlarla yarattığı bu devasa taşıma sistemi, aslında yeryüzündeki su döngüsünün ve yaşamın sürekliliğinin ana motorudur. Gelecekte iklim değişikliğiyle birlikte atmosferik sıcaklık dengeleri değiştikçe, bu dikey akımların ve bulut dinamiklerinin nasıl kırılmalar yaşayacağını anlamak, küresel hava tahmin modelleri için en kritik araştırma alanlarından biri olmaya devam edecektir.