Dünyadaki Suyun Tamamı Daha Önce İdrar Oldu mu?
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Su Döngüsü Neden Bu Soruyu Gündeme Getiriyor?
- Dinozorların İçtiği Su Bugün Musluğumuzda Olabilir mi?
- Dünyada Hiçbir Canlının İçinden Geçmemiş Sular Var mı?
Bir bardak suya baktığımızda onu yeni ve temiz bir kaynak olarak görme eğilimindeyiz. Oysa Dünya üzerindeki suyun büyük bölümü milyarlarca yıldır gezegenin farklı köşelerinde dolaşıyor. Bugün içtiğimiz suyun bir kısmı geçmişte bir nehirde akmış, bir bulutun içinde taşınmış, bir buz tabakasında binlerce yıl hapsolmuş ya da çok daha ilginç bir yolculuğun parçası olmuş olabilir.
Bu durum akla sıra dışı bir soruyu getiriyor: Acaba Dünya'daki bütün su daha önce bir hayvanın ya da insanın idrarı oldu mu? Daha da ileri gidersek, musluğumuzdan akan suyun içinde bir zamanlar dinozorların veya mamutların vücudunda dolaşmış moleküller bulunabilir mi?
Bu soru ilk bakışta eğlenceli görünse de yanıtı doğrudan bilim ile ilgili önemli gerçekleri ortaya koyuyor. Su döngüsünün işleyişi, Dünya'nın su rezervlerinin büyüklüğü ve gezegenin derinliklerinde saklanan su kaynakları bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Su Döngüsü Neden Bu Soruyu Gündeme Getiriyor?
Dünya üzerindeki su sürekli hareket halinde. Okyanuslardan buharlaşan su atmosferde yoğunlaşıyor, yağmur veya kar olarak yeryüzüne dönüyor. Daha sonra göllere, nehirlere, yer altı sularına ve yeniden denizlere ulaşıyor. Bu süreç milyonlarca yıldır kesintisiz şekilde devam ediyor.
Su molekülleri bu döngü sırasında sayısız canlıyla temas kuruyor. Bitkiler tarafından emiliyor, hayvanların vücuduna giriyor ve metabolik süreçlerin ardından tekrar çevreye bırakılıyor. İnsanlar da bu zincirin yalnızca küçük bir halkası.
Carnegie Mellon Üniversitesi'nden kimyager Neil Donahue'ya göre kaba bir hesap yapıldığında cevap oldukça net görünüyor. Donahue, ortalama bir insanın günde yaklaşık 1 litre idrar ürettiğini temel alarak tüm omurgalı canlıların toplam biyokütlesini hesaba kattığında her gün devasa miktarda suyun canlıların vücudundan geçtiğini belirtiyor.
Bu hesaplamaya göre Dünya üzerindeki omurgalı canlılar her gün yaklaşık 0,2 gigaton suyu idrar olarak çevreye bırakıyor. Bu miktar yaklaşık 80 bin olimpik yüzme havuzuna denk geliyor. Elbette bu rakam çeşitli varsayımlara dayanıyor ancak genel tabloyu anlamak açısından fikir veriyor.
Dünya'nın toplam su miktarı ise yaklaşık 1,4 milyar gigaton seviyesinde. İlk bakışta bu rakam çok büyük görünse de jeolojik zaman ölçekleri düşünüldüğünde canlıların ürettiği toplam idrar miktarı şaşırtıcı boyutlara ulaşıyor.
Dinozorların İçtiği Su Bugün Musluğumuzda Olabilir mi?
Donahue'nin yaklaşımına göre Dünya'daki tüm suyun canlılar tarafından dolaşıma sokulması için yaklaşık 19 milyon yıl yeterli olabilir. Dinozorları yok eden asteroid çarpmasının yaklaşık 66 milyon yıl önce gerçekleştiği düşünülürse, teorik olarak o dönemden bu yana gezegendeki suyun çok büyük bir kısmı sayısız kez canlıların vücudundan geçmiş durumda.
Bu nedenle bugün içtiğimiz suyun içinde bir zamanlar dinozorların, mamutların veya tarih öncesi diğer canlıların kullandığı moleküllerin bulunması oldukça olası kabul ediliyor. Çünkü su molekülleri yok olmuyor; yalnızca yer değiştiriyor ve farklı kimyasal süreçlere katılıyor.
Ancak bu noktada önemli bir ayrıntı var. Bir su molekülünün geçmişte bir dinozorun vücudunda bulunmuş olması, içtiğimiz suyun tamamının aynı geçmişe sahip olduğu anlamına gelmiyor. Dünya'daki su rezervleri son derece karmaşık bir sistem oluşturuyor ve tüm su aynı hızla dolaşmıyor.
Nevada Üniversitesi'nden hidroloji profesörü David Kreamer da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Ona göre bazı hesaplamalar genel tabloyu anlamaya yardımcı olsa da kesin sonuç vermeleri mümkün değil. Çünkü Dünya'daki suyun tamamı sürekli ve eşit biçimde hareket etmiyor.
Örneğin kutuplardaki veya yüksek dağlardaki bazı buzullar yüz binlerce yıl boyunca donmuş halde kalabiliyor. Benzer şekilde bazı yer altı suları on binlerce yıldır yüzeye çıkmadan derin katmanlarda bulunuyor. Bu durum, tüm suyun aynı döngüye dahil olmadığını gösteriyor.
Dünyada Hiçbir Canlının İçinden Geçmemiş Sular Var mı?
Kreamer'ın dikkat çektiği en ilginç noktalardan biri ise "juvenil su" olarak adlandırılan su türü. Bu sular Dünya'nın derinliklerinde bulunuyor ve gezegen tarihinin büyük bölümünde yüzeye hiç ulaşmamış durumda.
Yer kabuğunun derin katmanlarında sıkışıp kalan bu su, normal su döngüsünün bir parçası değil. Yağmur olarak düşmediği, nehirlerde akmadığı ve canlıların erişimine açılmadığı için biyolojik süreçlerden de uzak kalıyor.
Bu suyun yüzeye çıkması genellikle volkanik faaliyetlerle gerçekleşiyor. Magmanın içerdiği su buharı ve diğer uçucu maddeler patlamalar sırasında atmosfere salınıyor. Böylece daha önce Dünya yüzeyine hiç ulaşmamış su ilk kez su döngüsüne katılmış oluyor.
Başka bir ifadeyle, gezegenimizde bugün bile ilk kez ortaya çıkan su kaynakları bulunuyor. Bu suların geçmişinde ne bir dinozor ne bir mamut ne de herhangi bir canlı yer alıyor. Çünkü söz konusu moleküller milyonlarca yıl boyunca Dünya'nın derinliklerinde saklı kaldı.
Dolayısıyla "Dünya'daki bütün su daha önce idrar oldu mu?" sorusunun cevabı kullanılan bakış açısına göre değişiyor. Su döngüsüne uzun zaman ölçeklerinde bakıldığında büyük bölümünün sayısız canlıdan geçmiş olması oldukça muhtemel. Ancak gezegenin derinliklerinden yeni çıkan juvenil sular hesaba katıldığında, her damlanın aynı geçmişe sahip olduğunu söylemek mümkün değil.
Sonuç olarak musluktan akan suyun içinde tarih öncesi canlıların kullandığı moleküller bulunma ihtimali oldukça yüksek. Buna karşılık Dünya hâlâ kendi içinden yeni su üretmeye ve bu suyu yüzeye taşımaya devam ediyor. Bu da gezegenimizin su hikayesinin düşündüğümüzden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.
Kaynak: Live Science Has all the water on Earth been peed before?
BilimBox Yorumu: Bu haber, günlük hayatta sıradan kabul ettiğimiz bir bardak suyun aslında ne kadar uzun ve karmaşık bir geçmiş taşıdığını hatırlatıyor. İnsanlar çoğu zaman doğal kaynakları sabit ve değişmez sistemler olarak görüyor. Oysa Dünya'nın su rezervleri milyonlarca yıllık bir dolaşımın parçası. Bir yandan aynı moleküller canlılar, okyanuslar ve atmosfer arasında sürekli yer değiştirirken diğer yandan gezegenin derinliklerinden yeni sular yüzeye ulaşıyor. Bu durum, Dünya'nın kapalı bir sistem gibi görünse de tamamen durağan olmadığını gösteriyor. Ayrıca iklim değişikliği, kuraklık ve su yönetimi gibi konular değerlendirildiğinde suyun yalnızca miktarına değil, gezegen üzerindeki dolaşım biçimine de odaklanmak gerektiği anlaşılıyor. Milyonlarca yıllık bir geçmişe sahip olan bu döngü, insan faaliyetlerinin etkisiyle daha önce görülmemiş bir baskıyla karşı karşıya. Bu nedenle suyu yalnızca tüketilen bir kaynak olarak değil, gezegen tarihinin aktif bir parçası olarak görmek gelecekte çok daha önemli hale gelebilir.
Bu makale güvenilir kaynaklardan yapay zeka yardımıyla çevrilmiş ve Gökhan Yalta tarafından kontrol edilip düzenlenerek yayına alınmıştır. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.