Orta Çağ Adaletinde Hayvan Mahkemeleri ve Kedilerin İstisnası
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Hayvanların Hukuki Sorumluluğu ve Yargı Süreçleri
- Sanık Sandalyesindeki Domuzlar ve Kilise Mahkemeleri
- Uysal Kediler: Neden Hiçbir Kedi Yargılanmadı?
- İbretlik Cezalar ve Geçmişin Toplumsal Mantığı
Geç Orta Çağ'dan 18. yüzyılın sonlarına kadar uzanan süreçte Avrupa, günümüz insanına tamamen akıl dışı gelen sıra dışı bir adalet mekanizmasına sahne oldu. Evcil hayvanlar, besi hayvancılığı unsurları, kuşlar ve hatta tarlalara zarar veren böcekler, işledikleri iddia edilen "suçlar" nedeniyle resmi mahkemelerde yargılandı. Dönemin hukuk anlayışı, insan dışı canlılara da tıpkı insanlar gibi ahlaki bir sorumluluk ve bilinçli irade yüklüyordu. İlginç bir şekilde, bu mahkemelerin tozlu arşivleri incelendiğinde, dönemin günlük yaşamında büyük yer kaplayan bir canlının neredeyse hiç sanık sandalyesine oturmadığı fark ediliyor: Kanunlara son derece saygılı görünen kediler. Carleton Üniversitesi'nden tarih profesörü Rod Phillips'in araştırmaları, bu tuhaf hukuki uygulamaların arka planını ve kedilerin bu süreçteki gizemli muafiyetini gün yüzüne çıkarıyor.
Hayvanların Hukuki Sorumluluğu ve Yargı Süreçleri
Erken modern dönem Avrupa toplumunda adaletin sınırları bugünkünden çok daha geniş bir alanı kapsıyordu. Bir hayvanın gerçekleştirdiği yaralama ya da ölümle sonuçlanan eylemler, basit bir kaza veya kontrolsüz içgüdü olarak görülmek yerine, doğrudan suç teşkil eden kasıtlı bir davranış şeklinde değerlendirilmekteydi. Fransa, İsviçre, Almanya ve Hollanda gibi ülkelerde yoğunlaşan bu davalar, usul açısından normal bir insan davasından farksız ilerliyordu. Mahkeme heyeti kuruluyor, iddialar yürürlükteki kanun maddelerine dayandırılıyor ve en önemlisi, suçlanan canlıyı savunması için resmi bir avukat görevlendiriliyordu. Suçlu bulunan hayvanlar, insanların kapatıldığı zindanlara atılıyor ya da profesyonel cellatlar tarafından infaz ediliyordu. Eğer mahkeme bir para cezasına hükmetmişse, bu meblağ hayvanın sahibi tarafından devlete ödenmek zorundaydı. Günümüzde kontrolden çıkan bir köpeğin başkalarına zarar vermesi durumunda hayvanın "itlaf edilmesi" cezalandırma değil, bir önlem olarak görülürken, o dönemde cezanın bizzat hayvanın ahlaki iradesine yönelik bir yaptırım olması, felsefi açıdan derin bir zihniyet farkını ortaya koymaktadır.
Sanık Sandalyesindeki Domuzlar ve Kilise Mahkemeleri
Arşiv kayıtlarına göre mahkemelerde en sık boy gösteren sanıklar domuzlardı. O dönemde Avrupa kentlerinde ve hane halkı çevrelerinde başıboş şekilde serbestçe dolaşan domuzlar, bazen beşikteki bebeklere ya da küçük çocuklara saldırıp onların ölümüne yol açıyordu. Bu durum, onların cinayet suçuyla sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açmaktaydı. Sadece büyükbaş hayvanlar ya da domuzlar değil, tarım arazilerine musallat olan haşereler de adalet sisteminin radarına takılıyordu. Çekirgeler, sıçanlar, fareler ve sülükler gibi mahsule zarar veren canlılar için sivil mahkemeler yerine kilise mahkemelerinde davalar açılmaktaydı. Haklarında gıyabi dava açılan bu canlı sürülerine, mahkemeye gelmeleri için resmi çağrılar yapılıyor, gelmediklerinde ise kilise tarafından aforoz ediliyorlardı. Hatta bazen bu zararlıların, insanlara zarar vermeyecekleri çorak bölgelere sürgün edilmelerine karar verilen mahkeme ilamları da bulunuyordu. Tüm bu süreç, dönemin insanının doğayı ve adaleti tek bir teolojik bütünlük içinde gördüğünü simgelemektedir.
Uysal Kediler: Neden Hiçbir Kedi Yargılanmadı?
Dokuzuncu yüzyıldan on dokuzuncu yüzyıla kadar olan dönemi kapsayan geniş bir tarih araştırması, iki yüze yakın hayvan davası içinde tek bir kedinin bile sanık olarak yer almadığını gösteriyor. Sadakatleriyle bilinen köpekler bile insanları ısırdıkları gerekçesiyle sık sık hakim karşısına çıkarken, kedilerin bu sicili temiz kalmıştı. Bunun temel nedeni, kedilerin fiziksel boyutları ve beslenme alışkanlıkları gereği toplumsal düzeni sarsacak nitelikte ağır suçlar işleyememesiydi. Bir domuz gibi bir çocuğu öldüremiyor, bir öküz gibi bir insanı boynuzlayarak ölümüne sebebiyet veremiyorlardı. Kediler, tarlalardaki ekinleri talan eden çekirge sürüleri gibi toplumsal bir kıtlığa da yol açmadığı için sivil ya da dini mahkemelerin doğrudan hedefi haline gelmedi. Avukatların fareleri savunurken "Yoldaki kediler yüzünden müvekkillerim mahkemeye gelemedi" diyerek savunma yaptığı davalar olsa da, kediler bu süreçte hiçbir zaman sanık koltuğuna oturmadı. Tabii ki bu durum, halkın kedilere her zaman çok iyi davrandığı anlamına gelmiyordu; cadılık inançlarıyla ilişkilendirildiklerinde mahkeme dışı acımasız uygulamalara maruz kalsalar da, resmi adalet mekanizması içinde "kanunlara saygılı" birer canlı olarak kabul edildiler.
İbretlik Cezalar ve Geçmişin Toplumsal Mantığı
Orta Çağ ve erken modern dönem insanlarının, hayvanların insan gibi mantıksal çıkarımlar yapabildiğine inanıp inanmadığı hukuk tarihçileri arasında hala büyük bir tartışma konusu. Bazı uzmanlar bu davaların, hukukun üstünlüğü ilkesinin mantık ve zekadan bağımsız olarak tüm yaratılışa dayatılması çabası olduğunu savunuyor. Dönemin bir diğer yaygın uygulaması olan, öldürülen ya da cezalandırılan zararlı hayvanların cesetlerinin ibretialem için ağaç dallarına asılması da bu zihniyetin bir parçasıydı. İnsan suçluların kafalarının kesilerek meydanlarda sergilenmesiyle aynı mantığa dayanan bu yöntem, diğer hayvanların bu manzaradan ders çıkararak bölgeden uzak duracağı inancını taşıyordu. Hayvanların toplumsal sözleşmenin bir parçası olarak kabul edildiği bu arkaik dönem, insanların evrendeki kendi konumlarını ve çevrelerindeki canlılarla olan karmaşık ilişkilerini nasıl bir adalet potasında eritmeye çalıştıklarını anlamamız açısından benzersiz veriler sunmaktadır.
Kaynak: livescience.com 'Animals were imprisoned in jails where humans were incarcerated': The bizarre trials of the Late Middle Ages — and surprising lack of criminal cats
BilimBox Yorumu: Tarihin tozlu sayfalarında karşımıza çıkan bu hayvan mahkemeleri, ilk bakışta geçmiş kuşakların bir tür batıl inancı ya da trajikomik bir cehalet örneği gibi görünebilir. Ancak meseleye daha derinden bakıldığında, aslında insanlığın adaleti ve düzeni sağlama arzusunun ne kadar mutlak bir boyuta ulaştığı fark ediliyor. Doğadaki kaosu ve öngörülemeyen olayları kontrol altına almak isteyen Orta Çağ insanı, hukuku evrensel bir kalkan olarak kullanıp rasyonel olmayan canlıları bile bu sisteme dahil etmeye çalışmıştı. Kedilerin bu süreçteki hukuki muafiyeti ise tamamen işlevsel bir sessizlikten ibaret. Ağır fiziki zarar verme yetisinden yoksun olmaları, onları adli birer figür haline getirmekten korumuş olsa da, sonrasındaki cadı avı dönemlerinde maruz kaldıkları hukuk dışı infazlar, insan zihninin çelişkilerle dolu yapısını gösteriyor. Günümüzde hayvan haklarını felsefi ve hukuki bir zemine oturtmaya çalışırken, geçmişte hayvanların bizzat "yükümlülük" sahibi özneler olarak mahkemeye çıkarılması, hukuk felsefesinin geçirdiği evrimi anlamak açısından muazzam bir ayna niteliğinde.