Astım İlacı Kanser Tedavisinde Umut Oldu
Yıllardır astım ve alerji tedavisinde kullanılan yaygın bir ilaç, şimdi çok daha farklı bir alan için dikkat çekiyor. Bilim insanları, montelukast adlı ilacın bağışıklık sistemini yeniden yönlendirerek bazı agresif kanser türlerine karşı etkili olabileceğini ortaya koydu. Özellikle tedavisi zor kabul edilen üçlü negatif meme kanseri gibi türlerde elde edilen sonuçlar, kanser araştırmalarında yeni bir kapı açmış durumda.
Araştırma henüz erken aşamada olsa da elde edilen veriler oldukça dikkat çekici bulunuyor. Çalışmaya göre tümörler, bağışıklık sisteminin önemli hücrelerinden biri olan nötrofilleri kendi lehine kullanabiliyor. Normal şartlarda bu hücreler kanserli dokulara saldırıp onları yok etmeye yardımcı oluyor. Ancak bazı tümörler, bağışıklık hücrelerini adeta “uyuyan ajanlara” dönüştürerek kanseri koruyan bir yapıya sürüklüyor.
Bilim insanlarının odağındaki temel yapı ise “CysLTR1” adı verilen bir reseptör. Bu protein, bağışıklık sisteminin çalışma düzeninde önemli görevler üstleniyor. Özellikle enfeksiyon sırasında bağışıklık hücrelerini harekete geçirmek, akciğerlerin mukus üretmesini sağlamak ve zararlı organizmaların vücuttan atılmasına yardımcı olmak gibi işlevleri bulunuyor.
Fakat araştırmacılara göre kanser hücreleri bu sistemi kendi avantajına çevirebiliyor. Tümörler tarafından salgılanan bazı kimyasal maddeler, nötrofilleri baskılayıcı ve tümörü destekleyici hale getiriyor. Böylece bağışıklık sistemi kanserle savaşmak yerine, farkında olmadan tümörün büyümesine yardımcı oluyor.
Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nden kanser immünolojisi profesörü Dr. Bin Zhang ve ekibi, bu süreci tersine çevirmenin mümkün olup olmadığını araştırdı. Deneylerde CysLTR1 reseptörü genetik yöntemlerle kapatıldı veya doğrudan montelukast kullanıldı.
Sonuçlar araştırmacıların beklentisinin bile ötesinde çıktı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde tümör büyümesinin yavaşladığı, yaşam süresinin arttığı ve daha önce immünoterapiye direnç gösteren kanserlerin yeniden tedaviye yanıt vermeye başladığı görüldü.
Özellikle bağışıklık sistemini aktive eden “checkpoint blockade” adı verilen immünoterapi yöntemiyle birlikte kullanıldığında, etkilerin daha güçlü hale geldiği belirtildi. Araştırmacılar bazı dirençli tümörlerin küçüldüğünü ve bağışıklık sisteminin yeniden aktif hale geldiğini gözlemledi.
Kanserin Bağışıklık Sistemini Nasıl Kullandığı Ortaya Çıktı
Kanserin en büyük avantajlarından biri, vücudun savunma sistemini kandırabilmesi. Bu nedenle modern kanser tedavilerinin büyük bölümü yalnızca tümörü hedef almıyor, aynı zamanda bağışıklık sistemini yeniden güçlendirmeye çalışıyor.
İmmünoterapi son yıllarda kanser tedavisinde büyük ilerleme sağladı ancak her hasta bu tedaviye yanıt vermiyor. Özellikle bazı agresif tümörler bağışıklık sisteminin etkisini kırabiliyor. İşte bu noktada montelukast gibi mevcut ilaçların yeni kullanım alanları önem kazanıyor.
Yeni çalışmada araştırmacılar, CysLTR1 reseptörünün bağışıklık hücrelerini tümörü koruyan bir yapıya dönüştürdüğünü belirledi. Bu süreçte nötrofiller, kanser hücrelerinin çevresinde koruyucu bir ortam oluşturuyor ve diğer bağışıklık hücrelerinin saldırmasını engelliyor.
Laboratuvar ortamındaki insan hücreleri üzerinde yapılan deneylerde de benzer sonuçlar görüldü. CysLTR1 bloke edildiğinde nötrofillerin bağışıklık baskılayıcı özelliklerinin azaldığı tespit edildi. Bu durum, farelerde gözlenen mekanizmanın insanlarda da çalışabileceğini gösteriyor.
Araştırmacılar ayrıca geniş kanser veri tabanlarını inceleyerek önemli bir bağlantı daha buldu. Tümörlerinde yüksek seviyede CysLTR1 bulunan hastaların genel olarak daha kötü sonuçlar aldığı ve immünoterapiye daha az yanıt verdiği görüldü.
Bu keşif yalnızca tedavi açısından değil, tanı ve hasta seçimi açısından da önemli olabilir. Çünkü uzmanlar gelecekte bazı hastaların immünoterapiye direnç gösterip göstermeyeceğinin bu reseptör üzerinden tahmin edilebileceğini düşünüyor.
Montelukastın en dikkat çekici taraflarından biri ise zaten uzun yıllardır kullanılan ve piyasada bulunan bir ilaç olması. Bu durum, tamamen yeni bir molekül geliştirmeye göre süreci teorik olarak hızlandırabilir. Ancak uzmanlar bunun hemen kanser tedavisinde kullanılacağı anlamına gelmediğinin altını çiziyor.
İlacın doğru dozunun belirlenmesi, hangi hasta grubunda işe yarayacağının anlaşılması ve uzun vadeli güvenlik testlerinin yapılması gerekiyor. Ayrıca montelukastın bazı hastalarda nöropsikiyatrik yan etkiler oluşturabildiği de biliniyor. FDA, 2020 yılında ilaç için intihar düşüncesi ve ruh hali değişimleri gibi risklere karşı özel uyarı yayınlamıştı.
Bu nedenle araştırmacılar gelecekte aynı reseptörü hedef alan antikor bazlı daha güvenli tedavilerin de geliştirilebileceğini düşünüyor. Yine de uzmanlara göre şu an için en önemli nokta, kanserin bağışıklık sistemini nasıl manipüle ettiğinin daha net anlaşılmış olması.
Son yıllarda Sağlık alanında yapılan çalışmalar, bazı eski ilaçların tamamen farklı hastalıklarda yeniden kullanılabileceğini gösteriyor. Bu yaklaşım hem maliyetleri düşürüyor hem de yıllar sürebilecek yeni ilaç geliştirme süreçlerini kısaltabiliyor.
Bilim insanları şimdi klinik deneylere geçmeyi hedefliyor. Eğer insan çalışmalarında da benzer sonuçlar alınırsa, astım tedavisinde kullanılan sıradan bir ilacın gelecekte kanser tedavisinin önemli parçalarından biri haline gelmesi mümkün olabilir.
Kaynak: livescience.com - Common asthma drug helps fight hard-to-treat cancers, including aggressive breast cancers, early study finds
Gökhan Yalta'nın Yorumu: Kanser araştırmalarında beni en çok etkileyen gelişmelerden biri, yıllardır kullanılan sıradan ilaçların bambaşka alanlarda yeniden umut haline gelmesi. Çünkü bu durum bize modern tıbbın hâlâ tam olarak çözülmemiş büyük bağlantılar içerdiğini gösteriyor. Astım için geliştirilen bir ilacın yıllar sonra bağışıklık sistemini yeniden programlayarak kansere karşı kullanılabilme ihtimali gerçekten dikkat çekici.
Bu haberin en önemli tarafı sadece yeni bir tedavi ihtimali değil. Asıl önemli nokta, kanserin bağışıklık hücrelerini nasıl kendi tarafına çektiğinin daha net anlaşılması. Uzun yıllardır kanser araştırmalarında tümörün kendisine odaklanıldı ama artık savaşın büyük bölümünün bağışıklık sistemi üzerinden yürüdüğü görülüyor.
Eğer klinik deneylerde başarılı sonuçlar alınırsa, gelecekte bazı kanser türlerinde immünoterapiye ek olarak çok daha erişilebilir ilaç kombinasyonları kullanılabilir. Bu da özellikle pahalı tedavilere ulaşmakta zorlanan hastalar için büyük anlam taşıyabilir. Yine de erken umutların abartılmaması gerekiyor çünkü laboratuvar başarısıyla gerçek hasta sonuçları arasında bazen ciddi farklar oluşabiliyor. Ama buna rağmen, bu çalışma kanser tedavisinin geleceği adına oldukça önemli bir işaret veriyor.