Babasının Yüzünü Unuttu: COVID-19 Sonrası Gelişen Nadir Sendrom
Hızlı Erişim / İçindekiler
- Ateşle Başlayan ve Hafızayı Tehdit Eden Semptom Döngüsü
- Zihinde Eriyen Çehreler: Prosopagnozi Teşhisi ve Beyindeki Konumu
- Klinik Testler ve Görsel Algı Arasındaki Keskin Çizgi
- Nörolojik Hasarla Mücadele: Kalıcı Durumlarda Uyum Stratejileri
Pandeminin ilk dalgalarında solunum sistemine saldıran bir virüs olarak tanınan SARS-CoV-2, geçen yıllar içinde insan bedeninde bıraktığı karmaşık kalıntılarla tıp dünyasını şaşırtmaya devam ediyor. ABD’nin New Hampshire eyaletinde yaşayan 28 yaşındaki bir kadının yaşadığı sıradışı tıbbi süreç, enfeksiyonların sinir sistemi üzerindeki yıkıcı etkisini sarsıcı bir biçimde gözler önüne serdi. Akut enfeksiyon evresini atlattıktan haftalar sonra en yakın aile bireylerinin dahi çehrelerini ayırt edemez hale gelen genç kadının hikayesi, tıp literatürüne giren en nadir bilim haberleri arasındaki yerini aldı. Bu vaka, enfeksiyonun sadece akciğerleri hedef almadığını, beynin derinliklerindeki kimlik algılama mekanizmalarını da felç edebileceğini kanıtlıyor.
Ateşle Başlayan ve Hafızayı Tehdit Eden Semptom Döngüsü
Her şey 2020 yılının Mart ayında yüksek ateş, göğüste sıkışma hissi, nefes darlığı ve şiddetli öksürük krizleriyle başladı. Genç kadın, o dönemki test yetersizlikleri nedeniyle resmi bir tanı alamasa da klinik bulgular doğrultusunda hekimi tarafından enfeksiyona yakalandığı bilgisiyle evine gönderildi. Akut evreyi atlattıktan yaklaşık üç hafta sonra kendisini işine dönebilecek kadar iyi hisseden hasta, evden çalışmaya başladı. Ne var ki bu iyilik hali uzun sürmedi; yaklaşık bir ay sonra eski semptomların bir kısmı çok daha ağır bir biçimde geri döndü. Bu kez tabloya yön duygusunun kaybı, şiddetli migren atakları, denge problemleri ve insan çehrelerine karşı tuhaf bir yabancılaşma hissi eklendi. Acil serviste çekilen bilgisayarlı beyin tomografisinde herhangi bir kanama odağına rastlanmadı, böylece hasta semptomatik tedavilerle taburcu edildi.
Zihinde Eriyen Çehreler: Prosopagnozi Teşhisi ve Beyindeki Konumu
Hastalığın üzerinden aylar geçtikten sonra, Haziran 2020'de ailesiyle ilk kez bir araya gelen genç kadın, hayatının en büyük şokunu yaşadı. Öz babasının çehresini tanıyamıyor, onu amcasından ayırt edemiyordu. İnsanları yalnızca ses tonlarından tanıyabilen hastanın asıl mesleği ise durumu daha da dramatik hale getiriyordu. Yarı zamanlı bir portre ressamı olan kadın, eskiden referans fotoğraflara dakikalarca bakıp hafızasında tutabilirken, artık detayları zihninde hapsedemediğini fark etti. Durumu hekimlerine aktarırken kullandığı "Yüzler kafamın içinde su gibi eriyip gidiyor" ifadesi, nörolojik hasarın boyutunu özetler nitelikteydi. Yapılan detaylı incelemelerin ardından hekimler, hastaya uzun dönem enfeksiyon tablosuyla ilişkili olarak "yüz körlüğü" yani tıp dilindeki adıyla prosopagnozi teşhisi koydu.
Dünya genelinde insanların yaklaşık yüzde 2,5'i bu rahatsızlıkla doğuştan karşılaşsa da sonradan kazanılan vakaların oranı oldukça düşüktür. Genç kadının yön bulma, markette reyonlar arasında kaybolma ve otoparktaki arabasını bulamama gibi mekansal sorunlar yaşaması da tesadüf değildi. Nörologlar, beyinde yüzleri işleyen merkez ile mekanları, sahneleri analiz eden alanların anatomik olarak birbirine çok yakın konumlandığını, bu bölgedeki bir inflamasyonun her iki işlevi birden baltaladığını belirtiyor.
Klinik Testler ve Görsel Algı Arasındaki Keskin Çizgi
Hekimler, rahatsızlığın sınırlarını netleştirmek amacıyla hastayı bir dizi bilişsel ve görsel teste tabi tuttu. Tanımadığı insanların fotoğraflarını ezberlemesi ve ünlü simaları ayırt etmesi istenen testlerde, kendi yaş grubundaki sağlıklı on kadına kıyasla çok daha başarısız sonuçlar elde etti. İşin ilginç yanı, genel zeka, mantık yürütme ve nesne tanıma gibi diğer bilişsel testlerde akranlarıyla tamamen aynı performansı sergiledi. Hatta bir objenin veya çehrenin yapısal olarak "yüz" olduğunu algılayabiliyordu; yani gözleri, burnu ve ağzı yerli yerinde görebiliyordu. Sorun, bu verilerin hafıza merkezine kaydedilmesi ve daha sonra geri çağrılması aşamasında yaşanıyordu. Bu durum, virüsün beynin bütünsel yapısına değil, doğrudan yüz hafızasından sorumlu nöral ağlara nokta atışı zarar verdiğini gösteriyordu.
Nörolojik Hasarla Mücadele: Kalıcı Durumlarda Uyum Stratejileri
Sonradan kazanılan yüz körlüğü vakalarında, altta yatan net bir fiziki sebep (bölgesel bir tümör veya apse gibi) saptanıp ortadan kaldırılamadığı sürece kesin bir tıbbi tedavi seçeneği bulunmuyor. Literatürde bakteriyel menenjit veya Whipple hastalığı gibi enfeksiyonların da bu tabloyu tetiklediği bilinse de bu durum son derece nadir görülüyor. COVID-19 kaynaklı diğer bir vakada ise hastanın beyninin sağ yarım küresinde inme meydana geldiği için bu hasarın oluştuğu belirlenmişti. Ancak bu 28 yaşındaki kadının tomografi sonuçlarında inme veya tıkanıklık izine rastlanmadı; virüsün sinir hücrelerini doğrudan mı yoksa bağışıklık sistemini aşırı uyararak mı etkilediği tam olarak çözülemedi.
Vakanın kalıcı olması ihtimaline karşı tıp ekibi, hastanın hayatını kolaylaştıracak uyum stratejilerine odaklandı. Algısal eğitimler sayesinde kişilerin belirgin yüz hatlarını (burun yapısı, yara izleri, saç çizgisi) ezberleme egzersizleri uygulandı. Ayrıca hastaya, bireyleri tanımak için ses tonu, yürüyüş tarzı, giyim alışkanlıkları ve sosyal bağlam gibi alternatif ipuçlarını kullanma eğitimi verildi. Araştırmacılar, elliden fazla uzun dönem enfeksiyon hastası üzerinde yaptıkları incelemelerde genel görsel zayıflıklar görseler de bu derece spesifik bir yüz körlüğünün son derece benzersiz bir anomalik yan etki olduğunu doğruladı.
Kaynak: livescience.com Diagnostic dilemma: Viral infection caused woman not to recognize her own father
BilimBox Yorumu: Bu sarsıcı vaka, mikroskobik bir virüsün insan kimliği ve sosyal bağları üzerindeki en derin etkilerinden birini gözler önüne seriyor. Bir insanın, kendisini büyüten babasının yüzünü zihninde sabitleyememesi ve en çok güvendiği görsel hafızasının bir portre ressamıyken ellerinden kayıp gitmesi, nörolojinin ne kadar hassas bir dengede durduğunu hatırlatıyor. Pandeminin ilk dönemlerinde sadece bir solunum yolu hastalığı gibi algılanan bu tablonun, beynin en spesifik bilişsel alanlarını (fusiform yüz alanı) seçici bir şekilde tahrip edebilmesi, gelecekte karşılaşabileceğimiz post-viral sendromların yönetimi açısından büyük bir uyarı niteliğindedir. Tıp dünyası uzun süre organ hasarlarına odaklansa da bu tür işlevsel ve algısal kayıplar, bireylerin sosyal yaşamlarını ve mesleklerini sürdürmelerini imkansız kılacak kadar ağır sonuçlar doğurabiliyor. Virüsün beyinde yarattığı bu mikro düzeydeki hasarların mekanizması tamamen çözüldüğünde, sadece enfeksiyon sonrası sendromlara değil, Alzheimer gibi diğer dejeneratif hafıza sorunlarına karşı da yeni tedavi pencereleri açılabilir.
Bu makale güvenilir kaynaklardan yapay zeka yardımıyla çevrilmiş ve Gökhan Yalta tarafından kontrol edilip düzenlenerek yayına alınmıştır. Teknoloji ve bilim vizyonumuz hakkında daha fazla bilgi edinmek için hakkında sayfamıza göz atabilirsiniz.