Oxford Üniversitesi Aztek İmparatorluğu'ndan Daha mı Eski?
Hızlı Erişim / İçindekiler
Algıların Ötesindeki Tarih: Oxford ve Tenochtitlán Karşılaştırması
Resmi Kuruluşu Olmayan Bir Üniversite: Oxford'un Doğuşu
Vadedilmiş Topraklar ve Aztekler: Tenochtitlán'ın Yükselişi
Tarihsel Kronolojinin Gücü ve Değişen Perspektifler
Algıların Ötesindeki Tarih: Oxford ve Tenochtitlán Karşılaştırması
Tarih algımız, genellikle coğrafyalar ve kültürler arasındaki kopukluklar yüzünden doğrusal bir çizgide ilerlemez. Zihnimiz, farklı kıtalardaki medeniyetleri zamansal olarak eşleştirmekte zorlanır. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, İngiltere'nin köklü eğitim kurumu Oxford Üniversitesi ile Mezoamerika'nın efsanevi gücü Aztek İmparatorluğu arasındaki zaman ilişkisinde gizlidir. Yapılan tarihsel incelemeler ve belgeler, Oxford'da eğitim faaliyetlerinin başladığı dönemde, Aztek medeniyetinin henüz ortada bile olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor. Çoğu insan Aztekleri antik çağların derinliklerine yerleştirme eğilimindeyken, Oxford'u daha yakın bir geçmişe ait hisseder. Fakat kronolojik gerçekler bu sezgiyi tamamen tersine çeviriyor.
İngiltere topraklarında, I. William'ın oğlu II. William'ın saltanatı sürerken, takvimler 1096 yılını gösteriyordu. Oxford sokaklarında din adamları ve akademisyenler ilk derslerini vermeye başlamıştı. Norman fethinin üzerinden henüz otuz yıl geçmiş, meşhur Kıyamet Kitabı (Domesday Book) yeni tamamlanmıştı. Papa II. Urbanus ise Clermont'ta ilk Haçlı Seferi çağrısını yeni yapıyordu. Atlas Okyanusu'nun ötesinde, günümüz Meksika sınırları içinde yer alan topraklarda ise bambaşka bir sessizlik hâkimdi. Aztek halkı, Meksika Vadisi'ne ulaşmak için önlerinde duran iki yüz yıllık göç sürecine henüz başlamamıştı bile. Kendi medeniyetlerinin merkezini kuracakları o meşhur işareti, yani bir kaktüsün üzerinde yılan yiyen kartalı görmek için önlerinde nesiller boyu sürecek bir zaman vardı.
Resmi Kuruluşu Olmayan Bir Üniversite: Oxford'un Doğuşu
Oxford Üniversitesi'nin tarihine bakıldığında, kurumun tek bir günde, resmi bir açılış töreniyle kurulmadığı görülür. Tarih kayıtlarındaki 1096 yılı, üniversitenin resmi kuruluş belgesinin imzalandığı anı değil, kentteki ilk organize eğitim faaliyetlerinin belgelendiği en erken tarihi simgeler. Üniversitenin kendi resmi kayıtları da bu durumu doğrular niteliktedir. Kurumun asıl büyük ivme kazanması ise 1167 yılında gerçekleşti. İngiltere Kralı II. Henry, Thomas Becket ile yaşadığı şiddetli siyasi çekişme sırasında İngiliz öğrencilerin Paris Üniversitesi'nde eğitim görmesini yasakladı. Bu karar, Fransa'daki pek çok İngiliz akademisyen ve öğrencinin memleketine dönmesine ve bilim dünyasının kalbi haline gelecek olan Oxford'da toplanmasına yol açtı.
Zamanla kurumsallaşan bu yapı, 1188 yılında kraliyet tarihçisi Gallerli Gerald'ın halka açık okumalarına ev sahipliği yapmaya başladı. 1190 civarında Frieslandlı Emo isimli ilk yabancı öğrenci kente ayak bastı. III. Henry, 1248 yılında üniversiteye resmi bir kraliyet beratı verdi. 1264 yılına gelindiğinde ise University, Balliol ve Merton kolejleri, öğrencilerin yatılı olarak kalabileceği modern yurt ve eğitim alanlarına dönüşmüştü. Oxford, süreç içinde evrilerek bugünkü halini alan, kesintisiz bir eğitim geleneğinin temsilcisidir. Dünyada aralıksız hizmet veren en eski ikinci, İngilizce konuşulan dünyanın ise en eski üniversitesi unvanını elinde tutar.
Vadedilmiş Topraklar ve Aztekler: Tenochtitlán'ın Yükselişi
Kendilerine "Mexica" adını veren Aztek halkının tarih sahnesine çıkışı, kuzeybatıdaki yurtları Aztlán'dan güneye doğru yaptıkları uzun ve meşakkatli bir göçün sonucudur. İnançlarına göre, savaş tanrıları Huitzilopochtli onlara bir kaktüsün üzerinde duran ve yılan avlayan bir kartal görene kadar durmaksızın yürümelerini emretmişti. Bahsi geçen bu kutsal işaret, 1325 yılında Texcoco Gölü'nün ortasındaki küçük ve çorak bir adada belirdi. Bugün Meksika bayrağının merkezini süsleyen bu imge, Orta Çağ dünyasının en görkemli, en sofistike şehirlerinden biri olacak olan Tenochtitlán'ın temelinin atılmasına vesile oldu.
Aztekler, gölün ortasındaki bu bataklık adayı inanılmaz bir mühendislik dehasıyla genişletti. "Chinampa" adı verilen yapay adalar inşa ederek tarım alanları yarattılar, şehri anakaraya devasa set yollarla bağladılar. Akarsulardan tatlı su getiren su kemerleri ve şehri ağ gibi ören kanallar inşa ettiler. İspanyolların bölgeye ulaştığı 1519 yılında, Tenochtitlán'ın nüfusu yaklaşık 400 bin kişiye ulaşmıştı. Bu sayı, aynı dönemdeki Londra, Paris veya Roma gibi Avrupa başkentlerinin nüfusunu ikiye katlayan muazzam bir kalabalığı ifade ediyordu. Ancak bu büyük gücün siyasi bir imparatorluğa dönüşmesi, 1428 yılındaki Üçlü İttifak ile gerçekleşti. Yani Oxford üç asırdır eğitim verirken, veba salgınlarını atlatmışken ve Roger Bacon gibi düşünürler yetiştirmişken, Aztek İmparatorluğu henüz kurulma aşamasındaydı.
Tarihsel Kronolojinin Gücü ve Değişen Perspektifler
Bu iki tarihi öznenin karşılaştırılması, zihnimizdeki zaman algısının ne kadar yanıltıcı olabileceğini kanıtlıyor. Aztek medeniyeti; piramitleri, tapınakları ve ritüelleri nedeniyle genellikle Antik Mısır veya Mezopotamya gibi insanlık tarihinin en uzak geçmişiyle aynı kefeye konur. Oysa Tenochtitlán'ın kuruluşu, modern dünyaya sandığımızdan çok daha yakındır. Şehir, İspanyol fatih Cortés tarafından 1521'de yıkıldığında, sadece iki yüz yıllık bir geçmişe sahipti. Siyasi imparatorluk dönemi ise bir asrı bile bulmamıştı. Oxford ise Haçlı Seferleri'nden Reformasyon'a, Sanayi Devrimi'nden dijital çağa kadar Avrupa tarihindeki her büyük kırılmaya tanıklık ederek kesintisiz bir şekilde ayakta kalmayı başardı.
Kaynak: Space Daily Oxford University is olde...
BilimBox Yorumu: Tarih eğitiminde olayları coğrafi kompartımanlara ayırarak öğrenmek, kronolojik bir körlüğe yol açıyor. Azteklerin aslında "modern" sayılabilecek bir zaman diliminde yaşayıp yok olduğunu, Oxford'un ise o dönemde çoktan eskidiğini bilmek, insanlığın ortak gelişim çizgisini anlamak açısından sarsıcı bir farkındalık sunuyor. Bir tarafta taşları üst üste koyarak göl ortasında bir vaha yaratan ama ömrü iki asrı bulmayan bir mühendislik harikası, diğer tarafta ise kağıtla, kalemle ve fikirle inşa edilip neredeyse bin yıldır kesintisiz ayakta kalan bir entelektüel kale var. Bu durum, fiziki yapıların geçiciliğine karşın kurumsal hafızanın ve bilgi üretiminin zamana karşı ne kadar dirençli olabileceğini gösteren zamansız bir derstir.